Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Hayat Kültür Bütün hocalar Ali Hocam’dır
 

Bütün hocalar Ali Hocam’dır
Bu milletin kurtuluşu, Ali Hocam’ların çoğalmasına bağlıdır...
Ekleme Tarihi : 20100625091913 -

Ahmet Doğan İlbey

Ali isminin çağrışımı her insan ve cemiyette farklı olabilir. Kiminde bir yakının, bir sevdiği bir dostun ismidir. Hz. Peygambere ümmet olmuş, İslâm medeniyetinin içinde erimiş Türk, Kürt, Arap, Acem, Pakistanlı, Afganlı, Mağribli ve Habeşli olarak Ali isminde insanlar vardır. Herkes bir cihetten Ali ismindeki kişilere bir ünsiyet ve bir kurbiyetle bağlıdır. Malûmdur ki, Ali isminin muazzez medeniyetimizde ilim ve irfan kalesi olarak nice değeri vardır. İslâm ceddimizden neşet eden Ali isminin hususiyetlerine gönül bağı vardır milletimizin. Bu millet Ali ismine meftundur. Sâlih ameli ve adamlığıyla temayüz etmiş Ali ismindeki her kişiye meftun olunabilir, yakınlık duyulabilir. Hz. Ali’den başlar bu sevgi ve tazim. Ali isminin, ilmin ve sadâkatin kapısı Hz. Ali’nin yüce şahsiyetinde sembolleşmesiyle bütün millet mensupları, “mürüvvet sahibi olsun; Ali gibi cömert ve murtaza olsun; âliabâ’nın, ehlibeyt’in mânevî sulbünü taşısın; faziletli, haysiyetli” yâni âlicenap vasfını kazansın diye çocuklarına Ali ismini koymuşlardır. Evvel emirde Ali ismine meftunluğumun, İslâmî akaid ve ehl-i sünnet dışında bazı âdet ve bakışları olan belli bir toplulukça inanç hareketi veya tarikatı hâline getirilerek özünden uzaklaştırılan anlayışla alâkası yoktur. Bu hâl içerisinde büyük gönül dostum âlim ve ârif insan Ali Hocam’ın şahsiyetinden ve dostluğundan mülhem bir dost yazısı yazmaktır maksadım. Tarihten bugüne şiir ve türkülerimizde Ali isminin tedaîleri, bu isimle yapılan tamlamalar ve sıfatlarla kanatlanan yüceltme duygularının gönüllerdeki tesirini öğrendikçe düşündüğüm yazının değeri daha da büyüdü.        

Ali gibi er gerek iş bu sırra eresi

İsmi Ali olan her insan mutlaka iyi ve güzel yaratılışa sahip gibi bir anlayışa saplanmadım. Necip Fazıl’ın ifadesiyle, “İstiklâl Mahkemelerinin reislerinden Kel Ali, Kılıç Ali, Necip Aliler...Ali isminin mânada ve kelimede delâletine ters  tarafından mazhardır.” Ali isminden gayem, derûnumda fikirli ve irfanî izler bırakan ve karakter âbidesi olarak yaşayan Ali Hocam’ın yürekten kuşatıcı dostluğudur. Hep ona benzemeye, onun meziyetlerini kuşanmaya çalışırım. Yüreğimde daima ona meftuniyet ve imrenme vardır. Fakirin onun makamına erişmesi ne haddine. Yunus Emre’nin dediği üzere: “Yürü, var ebkem ol ey ne sâlûsluk satarsın? / Ali gibi er gerek işbu sırra eresi.”

Diyor ki: Sen daha hamsın, ilim ve irfan sahibi değilsin. Vakti gelmeden konuşma, dilsiz ol (ebkem), irfan yolunun müdavimliğinde sebat et. Ta ki, o dost gibi irfan ve hakikat sahibi olana, yani sırra erene kadar. O ulu kişi, fakirden, şakirtliğimi pekiştirmemi istiyor. Eyvallah.  

Ali hocamlar ölmez       

İsmi Ali olan bu hususiyette bir insan her cemiyette vardır. Başka diyarlarda da herkesin ortak paydası olan, sevgisinde ve erdeminde birleştikleri Ali Hocamlar vardır muhakkak. Bin yıllık ruh ve mânamızı  nağmelendiren mübarek türkülerimiz ve ağıtlarımızın yanında tekke edebiyatımızda miraciye, mersiye ve firakiyelerde Hz. Ali’nin maneviyatından başlayan gelenekle Ali ismine gönderme yapılır. “O cihanda bu cihanda / Ali’ye saydılar bizi”, “Ali’yi gördüm Ali’yi” ve “Ali imdadıma gel yetiş” gibi türkü sözlerinin yanında “Derdimi desem Veliye / Derdimden döndüm deliye / Neler ettiler Ali’ye / Gam yeme gönül gam yeme” gibi Ali üstüne söylenmiş türküler, fakiri pek mahzun eder. Şair Sezai Karakoç’un “Çocukluğum” başlıklı şiirini Ali ismi geçiyor diye coşkuyla okurum. “Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde / Binmiş gelirdi Ali bir kırata / Ali ve at gelip kurtarırdı bizi darağacından / (...) Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü / Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman / Ali olmaktan bir sedef her çocukta.”        

Öyle ki, nerede bir ilim ve irfan aşkından kemâle ermiş karakter âbidesi birini tanısam; hangi köyde yetim ve garip sıfatını taşıyan bir gönül insanı görsem, isminin Ali olabileceği inancı var içimde. Dahası bir Anadolu insanının adını sorduğumda çokça “Yetim Ali”, “Garip Ali” gibi isimler çıkmaktadır. Buralarda yetişen Ali’ler yürekli, celâdetli olup özü sağlamdır. Büyüklerimiz anlatırlardı; Anadolu’da babası Yemen Harbine gittikten sonra doğan oğlan çocuğuna, babası dönsün veya dönmesin “yetim Ali” ismini verirlermiş. Birçok ismin başında ve önünde hep Ali ismi çıkar karşımıza. Ali Osman, Ali Haydar,  Ali Kemal, Mehmet Ali, Hacı Ali, Hasan Ali gibi... nice isimlerimizin ahenk ve hecesine  “Ali” sesi hâkimdir.

Şöhret âfetinden uzak bir çağ dervişi        

Bütün bu insan manzaralarıyla bütünleşen gönlüm, Ali Hocam’ın dostluğundaki mânaya doğru yöneldikçe daha bir kavîleşiyor. Yalnız iyi meziyeti anlatamaz onu; güzel dost, ince dost... Aynasında kalp huzurunu ve iki dünya hayatımın dengesini bulduğum efendi dosttur. Efendi kelimesi tek başına onu ifade etmeye yetmez. Süssüz, şöhret âfetinden uzak bir çağ dervişidir. Hem aşktan gelmiş, hem kitaptan. Akıcı, sarih ve sâde bir üslûbu vardır. Derûna işleyici, sakin, vakarlı ve itimat telkin eden bir sesle konuşur. Sohbetlerde durduk yere söze karışmak âdeti yoktur. Yalnızca mevcudiyetiyle, sükûtu ve bakışlarıyla da bulunduğu meclisi doldurur. Kelimeler ve cümleler hendesî bir disiplin içerisinde birbirine boşluk yapmadan bağlanarak zengin fikir ve mânalardan örülü bir metin meydana getirir ve sakin bir mûsikî ahengi oluşturur sohbetlerinde. Sarahat ve selâset ihtiva eden sohbetlerinde boş ve klişe sözler duyamazsınız. 

Değerliler ve önemliler       

Asırlardır cemiyetimizde iki türlü  üst insan tipi hep var olmuştur: “Değerliler” ve “Önemliler”.  “Değerliler”, bizzat kendi varlık ve meziyetlerinden dolayı ortaya koyduklarıyla bütün insanlığa faydalıdırlar ve geçici değildirler. “Önemliler” ise sadece rütbelerinden ve atanmışlıklarından dolayı devletten geçinen ve oradan sağladıkları yetkiyle hükmeden bürokrat, asker vb. zümredir ki, bu sayede kendilerini “önemli” olarak cemiyete dayatırlar. “Önemlilik” geçicidir ve ondan insanlığa bir şey kalmaz. O dost, ilminden ve şahsiyetinden herkes istifade ettiği için “değerlidir.” “Kabusnâme” adlı kitapta faydalı insan şöyle târif ediliyor: “Hüner artırmak, güher (cevher) artırmaktan yeğdir. Güher, insanın aslında (yaratılışında) var olan öz, asâlettir. Hüner ise sonradan çaba ile kazanılandır. Hünerden herkes faydalanır.” O dost hem hüner, hem de güher sahibi bir şahsiyettir.  Bu minval üzere yine iki tür üst insandan bahsedilebilir: “İnşa Edici” ve “Etkileyici.” “İnşa Edici”, sahasında ortaya koyduğu ve ürettiğiyle insanın halihazır durumunu sürekli yukarıya, yâni iyiye doğru yükseltir. Bunu yaparken sosyal rütbesini kendinden önce etrafa salmaz; diliyle, suretiyle hiçbir tesir metodlarına ve albeniye başvurmaz. “Etkileyici” ise, müsbet olmasına rağmen ortaya koyduklarıyla şimşek gibi çakar, yıldız gibi parlar ve gerçekten bir an veya bir müddet cezbeder, karizma ve hoşluk yayar. Fakat bir süre sonra etkileyiciliği kaybolur ve verdiklerinden pek bir şey kalmaz ortada. Tesbit ve târiflerimdeki indî bakış ve hatâdan Allah’a sığınarak söylerim ki, o dost bütün hâl ve vasıflarıyla İnşa Edicilerdendir. Âlim olduğunu belli etmez ve göstermez. Faydalı olacağını bildiği anda ve yeri geldikçe ilminden verir. Asla ilim ve fikir adamlığını kibir ve üstünlük vasıtası yapmaz.

Dostluğuna inanılan insan        

Ali Hocam bütün bu ahlâk ve faziletlerine rağmen görünmek değil, olmak peşindedir. Olmadan görünen allâmelerden değildir. Bâzı  âlim, şair ve fikir erbabı yazdıklarıyla, anlattıklarıyla takdir edilir, faydalanılır, fakat sevilmez. Bâzıları da bu hususlarına rağmen albenisi olmaz ve ilminin cerbezesiyle ortalıkta görünmez, fakat sevilir. Yani ilminin ağırlığı ve yazdıklarıyla takdir toplayıp  sevilmeyen insan da var, sevilen de... Bir yazarın ifadesiyle “kendini sevdirmeye çalışmayan, sevilmeye bırakan” hayırlı bir dosttur o.  Hem âlim ve ârif vasıflara sahip olmak, hem de bütün insanî veçheleriyle sevilmek ne saadet, ne büyük kazanç. Kalbimin ve umumi efkârın şahitliğiyle ifade ediyorum ki, Ali Hocam hem sevilen, hem ilmiyle takdir toplayan vasıflara sahiptir. Yaptıklarının, bildiklerinin karşılığını istediği vâki değildir. Ahlâklı bilinmeye, imtiyazlı olmaya ait tek bir an ve fiil görmedim bildiğim hayatında. Dostlarının, dostluğuna inandığı insandır o. İlim ve irfan erbabının hususiyetlerinin onda meczedilmiş olduğunu anladıkça, yanında malâyanî konuşmalardan edep ederek uzak durmayı öğrendim. Onun münevver, mûtena, tedbirli, disiplinli, azimli, mutedil, muteber, mütefekkir, mümeyyiz, müeddep, muvakkit, cömert ve hayır söyleyen hâl ve amelleri sayesinde bu fakir ve dostları istikametlerini “hâl adamı”olmaya doğru çevirmişlerdir. Dış hayatın birçok değeri yıktığı bir zamanda onu dinledikçe kendi içimizde yeniden doğduk. Kalplerimizi tezkiye edici sohbetlerinde ve yazılarında bilgiyi nasıl kullanacağımızı da öğreterek hayatımız ve medeniyetimizle irtibatlandırıyor. 

Ezelden âşinanım ben       

Onunla olan dostluğum sınırlı sorumlu ve gayeli değildir. Gaye tamam olunca sona eren dünyalık bir dostluk değildir. Dücane Cündioğlu, muhabbet (sevgi) duygusunun “üç amacından” bahseder: “Haz, fayda ve iyi. (...) Tek başına hazza duyulan muhabbet, tez gelip tez gider. Buna mukabil menfaate yönelik muhabbet, geç gelip tez gider. İyiye düşkün kimsenin muhabbeti ise, özü gereği tez gelip geç gider.” Fakirin muhabbeti şüphesiz “iyi”  mertebesinde olup, dahası onunla olan dostluğum kalûbelâ’da başlayan inanışın ve meşrep birlikteliğinin oluşturduğu cezbe hâlidir ki , hiç bitmeyen bir dostluktur bu. Dışarıdan bakanlar, fakirin muhabbetinin sınırlarını fazla geniş bulabilirler. Allah şahittir ki, ona olan muhabbetimin hiçbir safhasında asla riya yoktur. Tasavvuf erbabı Tuğrul İnançer’in ifadesiyle “hürmette riya olur, muhabbette riya olmaz.” Fatih Sultan Mehmet’in, hocası Akşemseddin için söylediği sözü, yüreğime ve inancıma dayanarak söylüyorum ki, Ali Hocam’la aynı zamanda yaşadığıma ve onun bu fakirle arkadaşlık ettiğine seviniyor ve yaradana şükrediyorum.

Bu milletin kurtuluşu için Ali Hocam’lar çoğalmalıdır. “Kişi, dostunun dini üzeredir” buyuruyor bir hadis meali. Bu istikamette, Ali Hocam’ın yüreği, ahlâkı ve irfanıyla bütünleşmektir bütün dâvam.                  

 

 


Etiketler Bütün - hocalar - Ali - Hocam’dır -
FaceBook ta paylaş
20100625091913 -
Hayat Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Yedi Tepe Yedi Mekan Genç Edebiyat Festivali’nde Orhan Kemal Günü
Erol Erdoğan, Günbegün Kitabını Anlatacak
PARİS’İN EN ÇOK İSTANBUL'A DÖNÜŞÜNÜ SEVDİM!
DENİZLİ MÜFTÜSÜ AHMET HULUSİ EFENDİ DE VARDI
ŞİİRE GÜLLE BAŞLAYAN ŞAİR
SEVENLERİNİN DİLİNDEN FETHİ GEMUHLUOĞLU
İSTİKLAL TAKVİMİ GÖNÜL AÇIYOR
LİNGUİSTİK ÇOK ÖNEMLİDİR ARKADAŞLAR
MEDİNE MÜDAFİİ FAHRETTİN PAŞA ÜZERİNE
BU CUMA NURİ PAKDİL GÜNÜ
MUSİKİMİZİN YÜZ AKI YILDIRIM GÜRSES
SERDENGEÇTİLER UNUTULMAZ!
KAVLİNİ UNUTMAYAN ŞAİR: BAHAETTİN KARAKOÇ
HECE, İSLAM MEDENİYETİ ÖZEL SAYISI ÇIKTI
DORUKLARDA BİR ŞAİR: AYHAN İNAL
KÜLTÜR KERVANI MARAŞ’A GELİYOR
PEYGAMBER AŞKI ALANLARA SIĞMADI
ÖZEL İNSANLARI DAHA YAKINDAN TANIMAK LAZIM
MUSTAFA ÖZÇELİK’İN ÇOCUKSU YANI
BİR FİKRİ HOCA GEÇTİ BU ALEMDEN
MEVLANA İDRİS'TEN TASAVVUF UMDELİ ŞİİR
BİZ PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ TOPLAYALIM BAŞKANIM
UNUTTURAMAZ SENİ HİÇ BİR ŞEY
ŞAİRLERİ EN ÇOK ŞAİRLER ANLAR
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz