Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Tarih Kültür Merkez Efendi deyip geçmeyin
 

Merkez Efendi deyip geçmeyin
Dursun Gürlek ayaklı üniversite…
Ekleme Tarihi : 20110512092433 -
Özlem Doğan, genç neslin gönüllü hocası Dursun Gürlek ile Merkez Efendi Türbesi ve mezarlığına yaptıkları tarihi yolculuğu anlatıyor: 
 
Mezarlıklar... İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un da dediği gibi; Mahalle-i emvat..
Yanından geçerken yüksek duvarlarından görebildiğimiz taşların hüzünlü yüzleri bize çok şey anlatır...
 
Değerli Hocamız Dursun Gürlek ile Merkez Efendi Türbesi ve mezarlığına yaptığımız tarihe yolculukta, biz öğrencileri ile paylaştığı kıymetli bilgilerinden feyz almak için sözü Dursun Gürlek Hocamıza bırakalım;
 
İstanbul Evliyalarından Merkez Efendi, Kocamustafapaşa'daki Sümbül Efendinin talebesi, müridi ve halifesidir.. Sümbül Efendinin ahirete intikal etmesinden sonra Sümbüliye tarikatının ''postnişin''i olmuştur.. Uzun bir çile dönemi vardır..
Asıl adı Muslihuddin olan Merkez Efendi hakkında bir çok menkıbeler anlatılır... En meşhuru şudur;
 
Bir gün Sümbül Efendi talebelerini toplayıp demiş ki;
 
''-Eğer Allah size bir yetki verseydi ve bu kainatı baştan, yeniden yaratacaksınız diye emretseydi nasıl yapardınız?''..
 
Talebelerinden her biri; Ben denizleri şöyle yaratırdım, ben yeryüzünü böyle yaratırdım diye fikir beyan ettikten sonra sıra Muslihuddin Efendiye gelmiş;
 
-''Hocam! Allah-ü Teala bu kainatı o kadar mükemmel, o kadar muazzam, her şeyi o kadar yerli yerinde yaratmış ki, bana sıra geldiğinde ben hiç bir şeye dokunmaz, her şeyi merkezinde bırakırdım diye cevap vermiş. Bu hadiseden sonra da Muslihuddin Efendi Merkez Efendi olarak anılır olmuş..
 
Bir de Merkez Efendi ile alakalı anlatılan çiçek hikayesi vardır;
 
Sümbül Efendi bütün talebelerinden çiçek toplayıp getirmelerini ister.. Talebeleri en güzel çiçeği bulabilmek için dağılırlar.. Her biri çiçek getir, fakat Merkez Efendinin elinde bir kırık dal parçası vardır..
Sümbül Efendi talebesi Muslihuddin' e;
 
-Bu ne iştir? diye sorunca Merkez Efendinin cevabı gayet net olur;
 
-Üstadım! Hangi çiçeği kopartmak için el attıysam zikrettiğini duydum, koparamadım, bunu gördüm, elim boş gelmemek için bunu getirdim...
 
Çiçeklerin zikirlerini duyabilecek kadar maneviyatı sağlam olan Merkez Efendi, aynı zamanda Sümbül Efendinin damadıdır.. Sümbül Efendi'nin kızı Rahime Hatun ile evlidir..
 
Tarikat şeyhleri kendilerini manen olgunlaştırmak için belli bir süre çilehanede çile çekerlerdi.. Bu kırk gün olur, bir yıl olur, süreleri değişirdi.. Ve o çile esnasında katiyen dışarı çıkmazlar, oruç tutarlar ve bir bardak su, iki zeytinle iftar ederlerdi..
 
Merkez Efendi mezarlığı bir çok Evliyaullah’ın istirahatgâhıdır... Bu zatlardan biri de Rufai tarikatının Cumhuriyet dönemindeki şeyhi, Kenan Rufai Hazretleridir ki, demir parmaklıklı enfes bir kitabenin bulunduğu türbe de yatmaktadır..
 
Ayrıca kıymetli edebiyatçımız Samiha Ayverdi, abisi Ekrem Hakkı Ayverdi ve mezar taşı hazır olduğu halde kendisi hayatta bulunan İlhan Ayverdi ( -Ekrem Bey'in Hanımı- Büyük Osmanlıca Türkçe sözlük hazırlamıştır) nin kabirlerinin bulunduğu haziresi de bu mezarlıktadır..
 
Dünyada iyi komşunun faydası olduğu gibi ahirette de iyi komşunun faydası vardır..Hadiste buyrulduğu gibi'' kişi sevdiği ile beraberdir''.. İnsan bu manevi havayla yoğrulmuş istirahatgahları görünce buraya özenmiyor değil..
                              
                                     *****
 
Çok önemli bir şahsiyet daha Merkez Efendi mezarlığında medfundur.. Büyük tarihçimiz, sohbet adamımız, edebiyatçımız, İbnü'l Emin Mahmut Kemal İnal merhumun aile kabri de buradadır..
 
Yahya Kemal, İbnül Emin'i tarif ederken şöyle demiştir;
 
Hezar gıpta o devri kadim efendisine
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine..
 
İbnül Emin'in mezarında ortada yatan zat, babası Seyyid Emin Mehmet Paşa'nın kabridir.. Mezar taşında Osmanlıca; ''Ahya'ü ümmetten -Ümmetin hayırlılarından- Seyyid Emin Mehmet Paşanın kabri'' yazılıdır.. Sadrazam Yusuf Kamil Paşa'nın mühürdarıdır ve Hazret-i Hüseyin'in soyundan geldikleri için seyyid olarak anılırlar..
 
İbnü'l Emin Mahmut Kemal Bey, 1957 yılında 87 yaşında vefat etmiştir. Mercan' da üniversitenin yanında, bugün beş katlı İbnü'l Emin iş hanı vardır. Bu iş hanı İbnü'l Emin Efendinin babasından kalma tarihi bir konaktır.. 1959 yılında, vefatından bir sene sonra vasiyetine aykırı olarak daha çok para getirir düşüncesiyle yıktırılıp yerine bu işhanı yaptırıldı.. Halbuki kendisi, burasının müze şeklinde muhafaza edilmesini ve konağın gelirlerinin de Fatih Çarşamba'da ki İmam hatip mektebi talebelerine ve İstanbul Üniversitesinin muhtelif fakültelerinde okuyupta dini İslam’ın feraizini yerine getiren talebeye burs olarak verilecektir diye vasiyet etmişti. Çünkü Hazret ''semere-i hayat, hayır ile anılmaktır'' demiştir..
 
İbnül Emin'in konağında elli sene kesintisiz, tarih, edebiyat ve musiki toplantıları düzenlenmiştir... İbnül Emin'in en önemli hususlarından biri de ilahilerle, Türk Sanat musıkisidir.. Mecliste ilk önce Aziz Mahmut Hüdai'e ait bir ilahi okunur, sonra sohbet başlardı. Tabi sohbette o devrin önemli şahsiyetleri bulunurdu..Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif Ersoy, Neyzen Tevfik, İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onan, Hasan Ali Yücel gibi seçkin simalar her hafta pazartesi konakta buluşurlardı..
 
İbnül Emin bu meclis hakkında şöyle dermiş;
 
-''Bizim meclisimize üç sınıf insan gelir; Söz erbabı, saz erbabı, ahibbayı kadime -eski dostlar- bir de onlara terfikan -katılarak- gelenler..
 
O meclise izin almadan gidilmezdi..
 
Ayrıca üstad, ilk önce makamına kendisi oturur, gelenleri de makamına göre yer gösterirdi.. Hatta Ord.Prof. Sadi Irmak bir gün üstad'ın sağına oturduğu halde İbnü'l Emin onu kaldırıp kapının yanındaki yere oturtur..-Artık kim bilir niye!-
 
Bir gün meşhur hafızımız Kani Karaca İbnül Emin'e;
 
''-Üstadım! Müsaade ederseniz bir pazartesi de bir kaç arkadaşımla zat-ı alinizi ziyaret etmek istiyoruz. Gelebilir miyiz? diye rica da bulunur..
 
İbnül Emin'de; ''Gelebilirsin'' der..
 
Ertesi hafta Kani Karaca konağa yanında onbeş yirmi kişiyle gidip kapıyı çalar..Hazret pencereden bakıpta kalabalığı görünce söylenir;
 
''-Sadece Kani değil, Fuzuli' de gelmiş''…
 
İbnül Emin tevriye sanatının da ustasıydı.
 
1957 de vefat etti.Tüm kitaplarını- kütüphanesi çok zengindi- üniversiteye bağışladı.. Cumhuriyet tarihinde ilk defa tekbirlerle cenazesi Beyazıt Camiinden omuzlar üstünde, arabaya konmadan buraya -Merkez Efendi mezarlığı- defnedildi..
 
Ayrıca İbnül Emin'in kabrinin bir kaç mezarlık yanında meşhur Binbir hadis kitabının yazarı Mehmet Arif Bey yatıyor.. Erzurum cephesinde Ruslarla savaşmış ve hatıralarını ''Başımıza Gelenler'' adlı bir kitap olarak yayınlamıştır..
 
Yine önemli bir şahsiyetin mezarı da buradadır.. Dünyaca meşhur tarihçimiz Ord. Prof. Mükremin Halil Yinanç Hoca... İslam Tarihini ondan daha iyi bilen ikinci bir şahsiyet daha Türkiye'de değil dünyada yoktur..Hafıza şampiyonudur..
 
Hükümet, hocayı İslam eserlerini istinsah etmesi için Paris'e göndermiş.. Kütüphaneleri gezerken Bibliotheque Nationale kütüphanesinde, yazma tek nüsha bir kitaba rastlar... Kitabın fotoğrafını çekmek yasak. Mikrofilm, fotokopi vs. zaten yok.. Ama hoca hafızası ile kitabın ikinci nüshasını çıkarmış.. Her sabah kütüphaneye gidip on sayfasını ezberler, kaldığı otele gidip yazar, ertesi gün kaldığı yerden bir on sayfa daha ezberleyip tekrar odasına dönüp kağıda dökermiş.. İşte o kitabı''Nusretname'' bu şekilde istinsa etmiş.
 
Selçuklu ve İslam tarihi uzmanı Mükremin Halil Yinanç Hocamız, 1961 de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, tarih kürsüsünde ders verirken vefat eylemiştir..
 
Merkez Efendi mezarlığında gezintimizi sürdürürken çok ilginç bir mezarlığın önünde Dursun Gürlek Hocamız bizi durdurdu;
 
Şimdi de, Halil Ağa'nın kabri başındayız.. Mezar taşında Osmanlıca şöyle yazıyor;
Elbaki.. ''Merhum ve Gafur İla Rahmete Rabbül Gafur, karı dırdırından vefat eden Esseyid Halil Ağa'nın ruhuna Fatiha''..
                                    ****
Şu andan öyle bir zatın huzuruna geldik ki bize “hoş geldiniz” diyor…
Allame-i Cihan, Hafız-ı Kütüb İsmail Sâib Sencer Hocaefendi..
Cumhuriyet döneminde 40 yıl Beyazıt Devlet Kütüphanesi müdürlüğü yapmasına rağmen cübbe ve sarığını asla çıkarmamıştır..Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Hocaefendinin önünde el pençe divan dururdu..
Hasan Ali Yücel 1930 yıllarda çıkardığı ''Mevlana'dan Rubailer'' adlı kitabı ile ilgili şöyle anlatıyor;
''Mevlananın el yazısını bulmak için İstanbul' da gezmediğim kütüphane, sormadığım alim kalmadı.. En sonunda Büyük Allame, İsmail Sâib Hocaefendiye durumu arzettim.. Hazret;
''Şu kitabı indir'' dedi..
Kitabı açıp baktım ki, Mevlana'nın El yazısı.. Ben de aldım ve kitabıma koydum.. Binaenaleyh,büyük alimimiz İsmail Hoca efendinin mübarek ellerinden bûsederim''. Diyor...
Hasan Ali Yücel, Chp'nin Milli Eğitim Bakanı.. Ama Hoca efendinin sahip olduğu ilim ve irfan kudretini görüyorsunuz ki, bakanlar bile huzurunda el pençe divan duruyorlar..
1940 yılında İsmail Saib Hoca efendi vefat ettiğinde defnedilirken, Mahir İz Hocamız anlatıyor;
Cenaze defnedildikten sonra ağaçlardan birisinin arkasına sığındım. Kalabalık dağıldı.. Sadece Oskar Reşer- İsmail Hoca efendinin ilmine ve faziletine hayran olup müslüman olan ve adını Osman Reşat olarak değiştiren Alman yahudisi, müsteşrik- başında kaldı.. Ben de kendimi göstermeden onu seyrettim.. Yarım saat ağlayarak dua etti..
İsmail Saib Hoca vefat ettiği zaman Reşer, “Artık onsuz bu dünya yaşanmaya değmez” demiş, intihara teşebbüs etmişti.
                               *****
Merkez Efendi Mezarlığındaki gezimizin sonunda anladığım bir gerçek var ki, her gün önünden geçip gittiğimiz ve mühimsemediğimiz kabristanlarda yatan şahsiyetlerin ruhaniyetinden hakkıyla haberdar değiliz.. Halbuki bir çoğu kendi devirlerinin müstesna şahsiyetleriydi..
Yine içinde bulunduğumuz bu devrin müstesna şahsiyetlerinden İskender Pala'nın kitabı; Katre-i Matem'de mezarlıklar hakkında kahramanın ağzından şu cümleler dökülüyor;
''Şehirlerin tarih boyunca gördüğü düşler, mezar taşlarında tek tek kaydedilmiş duruyor.. Okunacak hiç bir hikaye, hiç bir mesnevi, hiç bir şehir tarihi veya hal tercümesi kitabı, insanlara mezarlar kadar içli, onlar kadar sahici bir hikaye anlatamıyorlar''..
Yalan ve riyanın hakim olduğu bu dünyada, en yalın ve gerçek olan ölümün çiçeklerin rengiyle bezendiği kabristanlardır..
Bizim de ömrümüz son bulduğunda, ferah bir cennet penceresinin açıldığı uykulara gark olmak temennisiyle..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Etiketler Merkez - Efendi - deyip - geçmeyin -
FaceBook ta paylaş
20110512092433 -
Tarih Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİYDİ!
ÇANAKKALE’Yİ HAKEDİYOR MUYUZ?
BALKAN FACİASININ 100. YILI
PROF. DR. İSMAİL KARA: AKİF GÖNÜLLÜ SÜRGÜNDÜR
ŞEHİTLER ÖLMEZ!
PEKİN’DE HAMİDİYYE ÜNİVERSİTESİ
Osmanlı’da yılbaşı bir başka kutlanırdı!
Cülus Yolunda Bir Valide Sultan!
Patrikler de idam edilir
Tarih konuşuyor
Osmanlı'da demografik nüfus yapısı
Osmanlı'da ilk deprem
Şehit Enver Paşa hain miydi?
Hilafete ne oldu?
Koruma Kanunu kimi koruyordu?
Tarihin dili olsa…
Yeşil Ordu'nun derdi neydi?
Türkiye azınlıkların cenneti
Evveline selam olsun sultanım
Osmanlı’da millet sistemi vardı
Abdülmecid Efendi'yi unutmayacağız
Tarihimizi küstürdük
Katip Sinan Camii garip cami
İstanbul yeraltında
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
SEYYİD KUTUP: AMERİKAN YÜZYILININ TANIĞI
İNSAN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN ŞEHİRLERE ÇAĞRI
TÜRKİYE OKUYOR!
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz