Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Söyleşi Kültür “Kerameti Yok Ama Tekbîri Var
 

“Kerameti Yok Ama Tekbîri Var
Segâh Tekbir ve Salât-ı Ümmiye gibi gönüllerimize hitap eden bestelerin sahibi Itrî’yi, Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fazlı Arslan’a sorduk.
Ekleme Tarihi : 20120621113306 -
İlim, sanat ve fikir adamlarımızı niçin anmalıyız?
Bunun bir gönül borcu olduğunu düşünüyorum. Bu borç ödenmesi ağır bir borç. Evladın babasına atasına karşı olan borcu gibi. Bu düşünceye sahip olmamda, Mithat Cemal’in etkisi büyüktür. M. Cemal, Ahmet Mithat Efendi’nin vefatının ardından kaleme aldığı bir yazısında onun cenaze kafilesinde bulunanların toplamının, biçare Hasan Efendi’nin tiyatrosunda kış gecelerinde toplananların sayısına ulaşmadığını ifade ederek bu milletin ağzına lokma lokma irfan ekmeği koyan bu büyük şahsiyete karşı gösterilmeyen vefadan şikâyet ediyordu. Mithat Cemal’in bana en fazla dokunan cümlesi şuydu: “Ahmet Mithat Efendi’nin seyyie-i sairesini (diğer günahlarını) bilmem, yalnız bir günah-ı kebâirini (büyük günahını) tanırım ki o da, evladı nan-ı irfan (irfan ekmeği) hakkı tanımayan bir vatanın toprağı üzerinde mütevellid ve altında medfun olmasıdır.” Bu cümleyi okuyan herkes, üzerimizde hakkı olan eslafımıza karşı yerine getiremediğimiz vazifelerimiz olduğunu unutmamalıdır. Bu sebeple bu yılın UNESCO tarafından ülkemizde Nâbî ve Itrî yılı ilan edilmesi sebebiyle yapılan her türlü etkinliği takdirle karşılıyor, emeği geçenleri kutluyorum. Bunların sadece bu yıl değil her zaman devam etmesini diliyorum. Bu yıl Itrî yılı. Bir küçük tartışma da var. Tekbir ve Salat-ı Ümmiye Itrî’ye ait değil midir? Evet buna “küçük” bir tartışma denebilir. Çünkü müzik tarihi araştırmaları yapanlar bilirler ki müzik tarihimiz fırtınalar koparan büyük tartışmalarla doludur. Özellikle Batılılaşmanın tesiriyle doğan “müzikte milliyet” bahsi etrafında. Ateşi biraz dinse de bu tartışmalar Doğu Batı, alafranga-alaturka kavramları etrafında hala sürdürülüyor. Neyse dönelim konumuza. Bilindiği gibi “Tekbîr” ve “Salât-ı Ümmiye”nin Itrî’ye ait olmadığını söyleyenler bulunmaktadır. Ben naçizane bu bestelerin Itrî’ye ait olduğu fikrini kabul edenlerden olduğumu baştan belirteyim. Nitekim Itrî yılı münasebetiyle bu konu yine gündeme geldi. Bu eserlerin Itrî’ye ait olmadığını söyleyenlerin sahip oldukları deliller, ona ait olduğunu söyleyenlerden daha sağlam değil. Bu söyleşiden bir süre önce bu konuda yazılanların epeyce bir kısmına, kitaplar ve mecmualardaki yazılara tekrar şöyle bir göz attım. Bu konuyu İBB’nin Tarık Zafer Tunaya’da 14 Nisan’da gerçekleştirdiği sempozyumda da genişçe ele aldım. Kaynakları saymaya burada gerek yok ancak şunu belirteyim ki bu konuda yazanların en eskilerinden Rauf Yekta’nın Tevhid-i Efkâr’daki Itrî başlıklı yazısından (1922) tutun, Ruşen Ferit’in Darülelhan Mecmuasındaki yazılarına varıncaya kadar büyük bir çoğunluk bu bestelerin Itrî’ye ait olduğunu yazıyor. Kimler var bunlar arasında? Mustafa Nafiz Sevilen, Ruşen Ferit, Yahya Kemal, Rüştü Şardağ, Yılmaz Öztuna, Laika Karabey, Nuri Özcan ve Itri yılı münasebetiyle son yazdıkları ile Yalçın Çetinkaya. Dolayısıyla üzerinde adeta bir icmanın olduğu bir hususta küçük bir ihtilafı ortaya atarak Itrî yılı heba edilmemeli, ittifak edilen hususlar değerlendirilmelidir diye düşüyorum.
 
Tekbîr hakkında müzik adamları neler söylüyor?
Tekbir hakkında o kadar çok yorum ve analiz var ki sadece iki örnek vermek isterim: Tekbîr hakkında Rauf Yekta: “Itrî’nin namını kıyamet kadar lisan-ı rahmetle yad ettirecek en büyük ve en muhteşem eseri bayram namazlarına mahsus olarak bestelediği segâh Tekbîrdir. Sevinçli bayram günlerinde… Bu lahuti zemzemenin tesiriyle titrememiş bir mümin muvahhid kalbi var mıdır? Doğrusu bu Tekbîrin bestesi bir şaheser sanatıdır.” diyor. Mustafa Nafiz Sevilen, “Sen olmasaydın koca Itrî, bayram sabahlarında bütün müminlerin tek bir kalp ve tek bir ağızdan söyledikleri tekbîrler, teravihlerde ehl-i İslam’ı şevk ve istiğraka garkeden “Allahümme salliler” sonsuz mesafelere, sonu yok göklere ve sınırsız ufuklara yükselemezdi… Senin kerametin yok “tekbîr”in var.” diyor.
 
Itrî’nin tüm besteleri bize ulaştı mı?
Itrî’nin tüm besteleri bize ulaşmadı. Onun bin civarında bestesi olduğu ancak çeşitli kaynaklara göre yirmi ila kırk arasında bestesinin günümüze ulaştığı belirtilmektedir. Peki bu kaybın nedeni nedir?
Bu kaybın nedeni müzik tarihçileri tarafından bilinmektedir. Notanın kullanılmaması, en azından yaygınlaşmaması diyebiliriz. Bunu tekrar etmenin yeri elbette burası değil ancak şunu kısaca hatırlatmakta yarar görüyorum. Osmanlı’nın son döneminde müzik alanında yazılanlara baktığımız zaman nota kullanıp kullanmama konusundaki hararetli tartışmalar, yazıların ana konularından birisidir. Ahmet Mithat Efendi’nin “Muzıkanın Muhtaç Olduğu Hizmetlerin Tayin-i Envaı” başlıklı yazıları buna sadece bir örnektir. Müzik ile bizzat ilgilenen, besteler yapan kişilerden bile “mûsikî edepleri bozulmasın diye nota öğrenmediklerini” ifade edenler oldu. Oysa biz notayı teorik kaynaklarda el-Kindî’den beri görmekteyiz. Urmevî de bizzat beste örnekleri var. Kutbeddîn-i Şîrazî’nin Dürretü’t-Tâc adlı eserinin müzik bölümünde iki sayfalık bir şarkı bestesi var ve ilk kez Şîrâzî notada nüansları, dinamikleri kullandı. Ancak ne yazık ki bu 9-13. Yüzyıllardaki görülen müzikbilimsel terakki daha sonraki dönemlerde devam ettirilemedi. Sonuç itibarıyla, kıymetli hocalarımızın tespitlerine göre -daha eski dönemler bir tarafa- sadece Osmanlı müzik dağarının bile yüzde onu günümüze ulaşmıştır. Acı kayıplar gerçekten.
 
Itri’yi anmak için ne yapmalı sizce?
Bu anma ve tanıtım işinin yaygın olması isteniyorsa Diyanet ve Milli Eğitim teşkilatı iyi bir vesile olabilir. İmam ve müezzinler bestelerini her zaman okudukları Itrî’yi kendileri tanımıyorlar ki cemaate de tanıtsınlar. Bu sorun hizmet içi eğitimle çözülebilir. Kısa bir sürede milyonlarca insana Itrî tanıtılabilir. Yapılan birkaç program, konser etkinliği tabii ki güzel ancak tanıtımın yaygınlığı önemli. Yine okullarda Müzik ve Din Kültürü öğretmenleri ve -Itrî iyi bir şair olduğu için- Edebiyat öğretmenleri bu yılı fırsat bilerek Itri’nin tanıtılmasına katkıda bulunabilirler. Ayrıca Itrî’nin yaşamında çok malzeme var. Çocuklar için resimli kitapçıklar hazırlanabilir.
 
Hasan HAFİF
HaberKültür.Net

 


Etiketler “Kerameti - Yok - Ama - Tekbîri - Var -
FaceBook ta paylaş
20120621113306 -
Söyleşi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Özel Etkinlikle Anıldı
İz Bırakan Muallim Mahir İz Özel Etkinliği
MÜKERREM METE İLE GENÇLEŞEN MOSTAR ÜZERİNE
OSMAN SINAV ÇOK SANATÇI BİR ÇOCUK
Hepimiz biraz Bulgaryalı Aliyiz!
Gençliğimde öğrendiklerimi harcıyorum!
Türkiye’de İngilizce Hayatın Neresinde?
Arap Baharı başka bahar!
“Kerameti Yok Ama Tekbîri Var
Bir Manevi Feyz Çeşmesi: Hz. Geylani
Orhan Okay ile çok özel!
Ataistler İçin Din gündemde
13. kitabım hazır
Önce vapur orucuyla başladım
Ahmet Cemil olmak istemezdim
Her şey yetimler için
Sanat Kalbe Haredir
Kendimi öğrenci gibi görüyorum
Rejimler ölüyor
O bir hayal mühendisi!
Doktor da avukat da olmayın!
Doktor ne okursanız okuyun dedi!
Devir enaniyet devri!
Atatürk ‘otokratik diktatör’dü!
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz