Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

Damla;
Çok etkileyici ve çok güzel, yararlı bir haber, teşekkür ederiz...

ahmet şevki şakalar;
Dualarımız Abdurrahim ağabey için... sağlık ve şifalar....

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Hayat Kültür  
Cemil Meriç şimdi daha güzel!
Cemil Meriç şimdi daha güzel!
06 Şubat 2011 - 10:47:48
Kendi semasında tek yıldız olanları ancak kendi semasında tek yıldız olanlar anlar...
HaberKültür, Dücane Cündioğlu’nun Bir Mabed Bekçisi: CEMİL MERİÇ kitabının satır aralarındaki karakalem Cemil Meriç portresini sizler için harflerin diline tercüme etti; Yeniden:
 
“Ben İstanbul’a gitmek için Kadıköy’den vapura biniyorum.
Gayem belli, karşı kıyıya varmak istiyorum.
Vapurda karşımda oturanlar beni hiç ilgilendirmiyor.”
 
Kendi semasında tek yıldız.
Yaşadığı asra, hayatta iken ve vefatından sonra damgasını vuran anıt-isim..
Bir neslin görüşlerinin, yaklaşım tarzlarının, ateşli iddialarının arkasındaki gizli imza..
Türk aydın gergefindeki her muvaffak motife ruhundan bir parça üflemiş sırlı usta..
18inde ne ise 81inde de o kalan, “gergin, sinirli, öfkeli” umkuna erilmemiş deha..
“Nâmütenahi” kelimesini ezip suyunu içmek isteyecek.. derin tecessüs..
Mütevazi düşünce adamı; “mazinin tanımadığı bir mahlûk”..
Türkçe’yi ayağa kaldıran haysiyetli hatib..
Yalnızlık duygusundan hiç kurtulamayan hep ayrı, hep aykırı kalan hırçın münzevi..
Mehîb bedbahtlığından, kesîf acılarından, yalnız melâle aşina olanların vakıf olabileceği büyük bir eser doğuran velûd muhterî..
 
“Acıları, utançları, zilletleriyle ayrı; rüyaları, hayâlleri, dilekleriyle bir başkası: her insan gibi..”
 
“Elinde demir asa, ayağında demir çarık Fransa’yı, Hind’i, Rusya’yı, İran’ı dolaşmış, sonunda kendi ülkesinin “irfan”ında karar kılmış”.. “Hayatını, Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işcisi”..
 
“Hakikatleri, ancak uzun ve sabırlı arayışlar sonucunda kendisine yaklaşabileceğimiz doğrular olarak gören, tarihi de, hayatı da, fikirleri de çizilecek bir ‘tablo’ gibi değil, çözülmesi gereken problemler şeklinde yorumlayan nadir değerlerimizden”..
 
“Bu topraklarda yaşayan insanın keşfi yolunda çok önemli ipuçlarına cesaret ve olgunlukla eğilmiş, bu topraklarda yaşayan ve mücadelesini bu topraklarda vermeye niyetli veya kararlı herkes için öncü insan”..
 
“Ufûlü ile Türkiye’nin genç ve peşin hükümlere iltifat etmeyen aydınlar ordusunu yetim bırakmış” baba..
 
Ve bir mabed bekçisi
 
insanoğlunun düşünce ve sanat mirası,ilim ve irfanın sadece dahilerin dolaşabileceği hoş bahçesi”nin yılmaz ve yıkılmaz gönüllü nöbetçisi..
“Şaheserlerin, kazanç hırsına kurban verilmemesi yani mabedin bezirganlardan yani ehliyetsiz mütercimlerden, dilencilerden, kalem haydutlarından temizlenmesi için direnen hürmete şâyân gazi”..
“Hazineyi bekleyen ejder”..
“Emanetleri ehline tevdi ile vazifeli.. ukalaca ciddiyet”..
 
Ve bir Balzac üftadesi
 
Düşünce dünyasına “Romancıların yalnız en büyüğü, en verimlisi, en çeşitlisi değil, romanın ta kendisi olan” Balzac ile giren, sadece Balzac’ın sevdiklerini seven, gönül mabedinin bâb-ı âlîsini Balzac’ı sevenlere sonuna kadar açan, Mecnun adını tarihe gömen  âşık-ı sadık!
“4000 Balzac kahramanında 4000 kere yaşayan ve ölen” .. “İnsanlığın Komedyası”nı 30 yıl yılmadan tavaf eden, peygamberi Balzac olan tek kişilik bir ümmet!..
Peygamberi gibi, başkalarında yaşamak için yaşamadan ölen aşk şehîdi!
 
Yaralı çağın insanının münevver aynası
 
“Bütün nev’leri kendini anlatmak için bir vesile gören.. Bir Balzac’ın bir İbni Haldun’un bir Makyavel’in arkasına gizlenerek.. kendi öfkelerini, kendi ümitlerini, kendi ümitsizliklerini onlarda yaşayan… İşlediği türe insanı, yaralı bir çağın insanını getiren..” genç, heyecanlı, iddialı müteşebbis “fikir işçisi”
 
Ağır kitap: Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç..
 
Cemil Meriç üzerine düşünmek ve yazmak ..
Ehliyet, insaf, cesaret ve aşk işi..
“Yapılamayacak olanı değil, fakat yapılması gerektiği gibi yapılmamış olanı yapmış”  bir “tesadüfler kitabı” yazarının ifadesiyle..
Bizce: Satırlarının sırtı yapılması çok da kolay olmayanı omuzlamış ağır kitap.
Yolunu açan ‘tesadüfler” kadar anlamlı, tercih hakkı kadar tercih ötesi bir muhayyile mahsûlü: Ne tevazu ne gurur: sade olması gerektiği gibi: vakûr!
 
Dücane Cündioğlu…
 
Düşünmek için doğmuş derin  ve ince tefekkür..
Kangren olmuş yaralara vurulan aman tuzu kadar kıvamlı..
İstikametin soğuk kışlasında bir murabıt.. daimi bir Ebâ Eyyûb..
Testisini kırma cesareti gösterecekleri aşkla bekleyen içine ağlayan bir umman..
İstidad mührü, doğunun ve batının  hesapsız sarsarlarına baş eğdiren Süleyman..
Çağ vurgunları, hakikati karartmakta firavunlaşmadıkça yüreğinde sakladığı “ehliyet” yed-i beyzasını çıkarmayan Kelîm..
“Sahh” düştüğü her harften damlayan mürekkeb, yürek kanından ma’mul saf insaf..
Rahmet kadar muhakkik, adalet kadar münekkid..
Bir gül için bin hâra hizmetkâr olan diri kalb..
Ebu Ali Farmedî ve İmam Gazalî k.s. arasındaki aşk kadar sırlı yakınlıkların tilmizi..
En güzel binicilere boyun eğmiş kendi sahrasında bir Kusvâ..
… Takdiri, hadden öte, noktalama işaretleri kadar haşviyat olan “ağabey”..
Ezelden “veliyyün hamîm” .. yüreğimiz kadar dost ses sade; söyleyebileceğimiz..
 
Tekrar Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç..
 
Hiç de yapılacak gibi durmayanı birden bire yapan kesîf kitap..
Önce Türkçe sevdalılarının ilgisini bekleyen hakiki bir çeviri ustası mütercim Cemil Meriç, Sonra meçhul kalmış münekkid Cemil Meriç ve sonra tezatlarla dolu mütefekkir Cemil Meriç’in Arka sokaklarında istikrarla dolaşmaya azmetmiş kararlı kitapların ilk cüz’ü...Riski giderek artacak uyarıcı ve korkutucu tetebbuatın mübeşşir öncü yüzü.. Bir yanda: Ürkütülmemesi gerekenler: fitne uyandıracak “fincancı katırları”..
Diğer yanda: kırılacak zinetler: “Meriç’in zengin dünyasından, hele hele o muhteşem Türkçesi’nden istifade eden/edecek genç okurların hayâl kırıklığı”
Saha dışından konuşan davetsiz misafir…Kerhen ev terda desteklenen sağlıklı, ahlâklı, hatarlı kitap: Tartışmasız…Tesadüflerin hem bânii, hem kâşifi olan kader mübaşirinin istediği gibi ve müsaade ettiği kadar açık…
Söyledikleri hep yanlış anlaşılan bir münekkidin mütercim yanını anlatıyor.
 
 
Dertten derman çıkaran emeği süzmek
1
Kimse keyfi ile sürüden ayrılmaz
 
Kişisel ilgilerinin yazgısı dikkate alınmadan, kendisinin gerek şiir, gerekse roman hakkındaki tezatlı yorumlarına eşlik eden menfi psikolojiyi açıklığa kavuşturmak imkansız gibidir. Meriç’in şiirle kavgasının tanımak, biraz da onun ruh dünyasını tanımak demektir. Bu gayretli mütercimin bir münekkid olarak roman ve şiir dünyasıyla olan gergin münasebetlerini anlamak, Cemil Meriç’i Cemil Meriç yapan ve yıllanmış zulmeti içinde aydınlanmayı bekleyen belki de tek ve gerçek dünyayı kavramak demektir:
 
Cemil Meriç,  küçük yaşlardan itibaren 1500 kadar şiir yazmış, nitelikli şiir çevirileri yapmış ama yine de ‘şair’ olamamıştır. Yıllarca roman okumuş, çok değerli roman çevirilerine imza atmış, üstelik bir ara roman yazmayı denediği hâlde romanın da üstesinden gelmeyi başaramamıştır.
 
Cemil Meriç, ikinciliği ‘hiçlik’ olarak görecek kadar mükemmeliyetçidir. Yahya Kemal ve Haşim’den sonra şiir, Balzac ve Hugo’dan sonra roman yazmayı denemek ‘hiçliğe razı olmak” demektir.
 
“Sen bir kölesin.. Vehimlerinin kölesi.. Sen roman yazamazsın.
Hayâlindeki kahramanlar da konuşmaya korkuyor..”
Roman, aylak tecessüsleri avlayan bir nev..
İlimlerin gelişmediği zamanlara mahsus bir edebi tür...
Sıhhatli bir toplumun romana ihtiyacı yoktur..
Ölmektedir.. ölecektir… Devrini tamamlamıştır..
Bir roman bazen sözle başlar, yazı ile biter. Bazen hiç başlamaz..
Bütün kitaplar bir belki ile başlar.. bir belki için başlar.. Işığa ve Tanrı’ya biraz daha yakınlaşmak.
Kimse keyfi ile sürüden ayrılmaz…
Dünyam romanların dünyasıydı.. Kuklalarla dolu bir dünya..
Fransızcayı ‘Sefiller’i okumak için öğrendim..
Balzac’ı tanımasam romancı olmak isterdim..
Balzac’dan sonra romancı gelmemiştir, gelemez de..
 
Sonunda “Hugo Meriç” ‘ben’ duvarıyla çarpışmayı göze alamaz. Ve “İçindeki roman ve şiir asisi”ni müebbede mahkum eder. Cemil Meriç’ten sonra Balzac’ı ve Hugo’yu onun kadar özümseyecek bir kimse de gelmeyecektir. Tarihin onu bu şekilde yad edeceğine dair duyduğu derin ve gizli inaç, hayatı boyunca belki de bu ‘düşünen adam’ın tek tesellisi olacaktır.
 
2
 
İçselleştirme süreci uyum çalışmalarının ‘Kırk Ambar’ı
 
12 Mart akabinde, yanında saf tuttuğu sağ cenahın duygu ve düşüncelerini içselleştirme çabaları; hiç değilse okuru tarafından benimsenme arzusu:
 
Ne alakadar ederdi Heine, Türk’ü.. Benim olmayan bir davanın müdafaasını yapıyordum.
Samimi değildim, samimi olamazdım..
İnsanlığın Komedyası.. Hangi insanlığın? Milli düşünceye (1973) / kültürümüze (1977) kazandırmak istediğim Balzac, bir yabancıydı; önyargılarıyla, inançlarıyla, kahramanlarıyla bir yabancı..
Asırların Efsanesi.. Hernani.. başlanıp bırakılan bir Sefiller çevirisi.. Tek kelimeyle düşmanın çizmelerini yalayan bir tecessüs: adi ve ahmak..
Ben 60 yaşına kadar kendimi yazmadım.. daima perde arkasında kaldım..
Anlaşılmak için değil, sevilmek için yazıyorum. İnsan sevilir ve öyle kabûl edilir..
Solun kadir na-şinas davranışı, beni ister istemez gericilerin kucağına değil, yanına itti.
Bu yakınlığın fikrî iffetim için bir tehlike teşkil etmediğini kitaplarımı okuyunca görürsün..
Ben İstanbul’a gitmek için Kadıköy’den vapura biniyorum.
Gayem belli, karşı kıyıya varmak istiyorum. Vapurda karşımda oturanlar beni hiç ilgilendirmiyor..
 
Tek başına bir adamım.. Sosyalist değilim. İslâmcı değilim. Öyleyse ben neyim? Ben kendimim..
 
70-80li yıllar: Cemil Meriç’in vapurun sağında veya solunda oturuyor olmasının gerçekte hiçbir önemi olmadığı sığ yıllar..
 
3
 
“Bir nevi teşvik” faciası
 
Yıl: 1979.. ‘Roman’ın ölümü’nü ilan eden keskin iddilarından sonra Cemil Meriç, bir yeni yetme romanı, fikri ve ideolojik yapısı, edebi mevkii iyi bilinen genç bir yazar; Adalet Ağaoğlu’nun ‘Bir Düğün Gecesi’ romanını, üstelik de Balzac’la, adeta tek kişilik ümmeti olduğu  sahte peygamberi Balzac’la kıyaslayacaktır. Fakat yersiz övgüleri ummadığı neticeler getirmiş ve “anlaşılmak için değil, sevilmek için yazdığı” okuyucusunun ciddi infialine sebep olmuştur. Cemil Meriç fevkalade tedirgindir:
 
Dürüst bir yazardır. Ben, muvaffak olmuş bir roman olarak gördüm. Nihayet genç bir romancıdır, istikbali vardır. Bir nevi teşvik mahiyetindeydi o yazı..Adalet hanımı tanımam. Hiç münasebetim yoktur; olacak da değildir… Söylediklerim yanlış anlaşıldı..
 
Bu beyanlar, her fikir adamının görüşlerinde rastlanabilecek karşıtlık ve çelişkiler değil, muhatabını öyle veya böyle etkilemek, müsbet-menfi bir aks-i sada bulmak isteyen bir hatibin retoriği kuvvetli genellemelerin yardımıyla öne sürdüğü ‘ses getirici iddialar’dır. Başarılı olunmuştur: Keskin ihata alanlarıyla bu iddialar “edebiyat camiasını çileden çıkarmış ve hatibin görüşlerinin edebiyat çevrelerinde tartışılmasını sağlamıştır. Iztırablarından bir roman ve şiir çıkaramayan bir kabiliyetin menfi halet-i ruhiyesi, sonunda romandan ve romancılardan intikamını almaktadır. Dolayısıyla söylediklerinin hiç biri yanlış anlaşılmamıştır. Ve kendisi de iddiaları arasındaki tutarsızlıkları gidermek için hiçbir gayret göstermemiştir.
 
4
 
Öyleyse kendisi nasıl bir ‘Cemil Meriç Portresi’ çizmek istiyordu
 
Sosyal psikolojinin kendi ülkesinde yaratıcı olmak istiyordu Cemil Meriç..
Ve buna rağmen gelenekçi de kalmak istiyordu bir yanıyla..
Çünkü dine değil ama bir “dini otorite figürü”ne hayrandı: Osmanlı’ya..
Balzac dediyse buydu.. Hugo dediyse bu..
İbni Haldun’da Hayrettin Paşa’da Namık Kemâl’de … aradığı hep buydu..
Kendini arıyordu.. her insan gibi..
Aslında çok az bahsetse de o,gizli bir Tanpınar hayranıydı aynı zamanda. Pek çok kanaat ve hükmünde gizli ve derin izleri var.. Tanpınar: Kendisi gibi bir mabed bekçisi olan erişilmesi zor zirve adam.. Takdir hâshacibi, bu iki hakiki dâhi yarı-tanrıyı, birinin gözlerine, diğerinin ise tahammürat vasıtasıyla dimağına perde çekerek cezalandırmış ve insanlığa mahkum etmişti.. Gerek içimizdeki hakikat arayışı, gerekse bu arayışta öne geçmiş bu örnek iki dev muhayyile, her ikisini bir arada ele alacak bir çalışmayı hak ediyor…
 
Son ara cümleler
 
Yapılması gereken yapılması gerektiği şekilde yapılmaya başlanmıştır.
Gerekiyordu. Oldu!
O, anlaşılmayı sevilmeye feda edecek kadar sevgiye açtı.. Hepimiz gibi..
Tanpınar da ‘Tanımadan, hiç tanımadan sev”meyi telkin etmişti bize.
 
Bir Mabed Bekçisi:Cemil Meriç’e kadar böyle idi belki.
 
Ama biz şimdi insan Cemil Meriç’i kırkıncı odadaki yüzüyle tanımaya çalışıyor ve yine seviyoruz…Hayır! Bu büyük emek, bu ağır kitap genç nesli sevgisine hasret yaşamış bu büyük atasından koparmayacak. Aksine bu gençlik, kendini hayatın ve edebiyatın dışında kalmış hisseden ve çaresiz kendinden kaçan bu asil ruha, kendisinden fazla sahip çıkacak ve yaklaşacaktır.
“Padişah konmaz saraya hâne mamur olmadan”
Cemil Meriç üzerindeki “Kemikleşmiş snop kavrayışlar iyice silkelenip sarsılmış ve vıcık vıcık müdahane kokan yıllanmış gevezeliklere son vermek amacıyla çürüme emareleri gösteren bir yaraya hiç beklemeden neşter vurulmuştur” Usta cerrahı, iyi olacak hastanın ayağına göndermiştir takdir elçisi..
 
Şimdi Cemil Meriç’i daha çok anlıyor ve daha çok seviyoruz!
Bir ruhun başka bir ruhta fani olma arzusu fıtrî bir ihtiyaç..
Bilinmekliği sevmek, Rabbani bir tezahür..
Kim itiraz edebilir? Cemil Meriç 4000 Balzac kahramanında 4000 kere yaşadıysa, biz de 313 Bedir ashabında her gün 313 kere ölmedik mi?
Delikanlıyken alışmadık mı mavi gömlek giymeye, Pakdil seviyor diye,
Fethi Ağabey ile başlamamış mıydı dumanlı Ortadoğu davamız..
Seslerimiz hep onu taklid etmiyor muydu.. Şahdamarımız Sezai Karakoç makamında atmamış mıydı bir vakit..
Bizi de Zarifoğlu gibi zarifçe uyandırmamışlar mıydı sevdalarımızdan..
Rahmi Eraylar, Galib Erdemler, Erdem Bayezidler..
Daha kimler.. daha kimler..
Kalp ajandamızın A harfinde yazılı değil miydi hepsi birden?-
 
Cemil Meriç, ruhu takdire açıktığında gözünü kırpmadan kendi eliyle yoğurduğu hamurdan tanrılarını yiyivermişti. Biz ondan, insanları tanrılaştırmamayı öğrendik bir kere daha. Bu ders, kaç fakülte değerinde.. Arkasında sadaka-i cariyesi vardı. Onu takib etti ve o artık ülkesinin insanıyla hakikaten barışmayı başardı.
Görüyor olmalı.. Nihayetinde o da bir “aşk şehidi” değil mi?
 
Ve Tekrar Dücane Cündüoğlu
 
Aziz ağabey, vefalı evlat..
O da bir mabed bekçisi aslında..
Onun da fazla tahammülü yok “destursuz bağa girenler”e..
Cemil Meriç için saf insafından cehd ettiği tenkid görünüşündeki vefa haşiyesi,
Kendisi için de düşülecek elbet bir muvakkat vakitte.. Ona da tesadüfler vesile kılınacak ihtimal..
Ve fakat bu haşiyede çok daha muzaffer bir sima tebessüm edecek muakiblerine..
Görür gibi inanıyoruz .. Çünkü yalnız yanlış anlarsa, yanlış anlaşılır insan..
Ve takdiri yalnız takdir etme kabiliyeti nakıs insanoğlundan beklerse..
Balıkların bilemeyeceklerini hesaba katmak lâzım daima..
Ve balıkların bilemeyeceklerini bir “Bilen’in olduğunu..
Doğru anlayanları, ‘doğru’yu dosdoğru anlayan ve yaşayanları “koruyanlar” vardır: inanıyoruz!
İnşirah bulmuş irfan süveydalarının, şükrü yapılan her nimet gibi artmasını diliyoruz canımızdan..
Ve bekliyoruz hasretle: Atamızın diğer gerçekliğini:
Münekkid ve Mütefekkir Cemil Meriç’imizi.
 
 
Elif Bilge Ceylan
 
 
Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
 mehmet gönenç / ilginç olmuş
 cemil meriç'in satırlarını dücane'nin etiketiyle sunmak ilginç bir fikir olmuş. reklam çağı bu olsa gerek. avangart kültür kendine yetmiyorve çağın kalemine sarılmış kendine yeni elbiseler dikiyor. acınası durum dediğimiz bu olsa gerek!
06 Şubat 2011 - 14:56:13


     Hayat Kültür kategorisine ait diğer haberler
 21:30  Çağları Aşan Bir Veli
 08:27  Said Havva büyük alimdi
 22:18  Sütçü İmam'ı nasıl bilirsiniz?
 17:31  O Kalemdar'dı!
 13:53  Mutlu aşk vardır!
 07:19  Bir Kur’an aşığı daha sırlandı
 12:23  Akif önce kuldu
 13:12  Budizmden İslam’a gelen can
 09:31  Her öyküsü beni ağlatmıştır
 11:56  Aradığın ben değilim!

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Hangi Meşhurlar Üsküdarlı?
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat