Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

Damla;
Çok etkileyici ve çok güzel, yararlı bir haber, teşekkür ederiz...

ahmet şevki şakalar;
Dualarımız Abdurrahim ağabey için... sağlık ve şifalar....

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Tarih Kültür  
Yeni Ömer Nasuhiler lazım!
Yeni Ömer Nasuhiler lazım!
31 Mayıs 2011 - 07:37:38
Menderes için “Katli Vaciptir” hutbesi okutacaklardı…
Darbelerle; karabasan gibi üzerine çöken bir demokrasi mücadelesi var bu ülkenin.

Başarılamayanlar ve üzeri örtülüp gidenler de çabası. Son anda deşifre edilip ortaya çıkarılanlarla mücadele hala devam ediyor. 27 Mayıs; içlerinde belki de en acı ve acımasız olanı. Gözünü kan bürümüş zihniyet milli iradeyi 27 Mayıs'ta darağacına çekti. Halkın seçtiği yönetimi alaşağı etmek için her türlü yolu deneyen bu zihniyet, piyes mahkemede, rol icabı karar alarak bu ülkenin Başbakanını ve bakanlarını astı. Tıpkı Menderes iktidara gelene kadar, Türkiye siyasetinde oynanan piyes gibi bir piyesti Yassıada mahkemeleri.

Türkiye'de 
CHP'nin tek partili rejimi; kendini değiştiriyormuş gibi yapıp aslında değiştirmeyecekti. İnönü rejiminin kendini değiştiriyormuş gibi göstermek için küçük bir muhalefete ihtiyacı vardı. İktidar hep CHP'de olacak, ikinci bir parti de demokrasinin sembolü gibi göstermelik rol üstlenecekti.

İşte göstermelik o küçük parti Demokrat Parti olacaktı.

Fakat 1950'de statüko açısından büyük bir iş kazası yaşandı ve Adnan Menderes'in Demokrat Partisi iktidara geldi. Ülkeyi yöneten statükocu zümreye karşı, millet bir başkaldırı göstermişti. Bir yolu bulunup bu iş kazasından dönülmeliydi. Bunun bedeli millete ödetilmeliydi. Demokrat Parti iktidarının; Arapça ezan gibi özellikle dini konulardaki yasakları kaldırması, statüko açısından geriye dönüş demekti.

Ülkede irticanın yeniden ortaya çıkacağı yaygarası başladı. Tek parti rejimi zaten en çok da dine karşı bir garanti olması açısından uygulanıyordu.

Adnan Menderes'in 10 yıllık iktidarı boyunca milli iradeye tahammülleri olmayan cuntacılar, halkın elindeki iktidarı gasp etmek üzere bir plan devreye soktu. Aslında 27 Mayıs'ta ilk darbe orduya yapıldı. 250'den fazla general emekliye sevk edildi. Binlerce subay ve üniversite hocasının görevleri sonlandırıldı.

27 Mayıs çetesi bütün meşruiyetlerini İsmet İnönü'den alıyordu. Türk demokrasisi; darbe kadar darbecilere sahip çıkan İnönü zihniyeti sebebiyle aslında en büyük zararı gördü.

O gece 
Ankara'da olan Üstad Necip Fazıl; hatıralarında 27 Mayıs İhtilali'nin olduğu anları şöyle anlatıyor;

Saat 4...

Odamın kapısı yumruklanmaya başlandı:

Necip Fazıl Bey, kalkın… Bütün otel aşağıda, radyo başında... İhtilal var !

Yarı giyinik aşağıya koşuyorum. Radyodan tok ve kalın bir ses geliyor:

“Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetler Radyo'ya el koydu.”

Necip Fazıl; ihtilali ve ona ezeli itaatinden ötürü körü körüne alet edilen Mehmetçiğin ruh halini belirtmesi bakımından şu ibretlik manzarayı anlatıyor;

“Bir ara otelden çıkarak Ulus meydanındaki ana caddeye göz atayım dedim. Önümden Tevfik İleri'nin makam arabası geçmez mi ? İçinde bir takım genç subaylar ve kucakta bir kadın...”

“Kadının iskarpinleri, otomobilin açık camından dışarıya sarkmış... O sırada beni görüp "yasak!" diye haykıran bir er, kendisine ettiğim son derece tatlı mukabele üzerine adeta silahını yere atmak istercesine ruhi bir isyan edasıyla içini döktü:”

“Nedir bu hal ağabey? Bizi toplayıp bu işe sürdüler ama bakalım Allah razı mı bu işten ? Hayra mı sürüyorlar bizi?..

Ve başladı hüngür hüngür ağlamaya... İleriden askerlerin geldiğini gören ben, hiçbir cevap vermeden, gözlerim yaş içinde otele kapağı attım.”

İhtilal gecesini böyle anlatıyor Necip Fazıl…

Demokrasiyi hazmedemeyenlerin paletler ardına saklanarak, milletin çocuklarını kullanıp millet iradesinin tepesine bindiği 27 Mayıs'ın bu ülkeye yaşattığı asıl acı; o karanlık geceden sonra başlayacaktı. İnsanlık dışı muameleler altında hapsedilen ve yargılanan bir ülkenin Başbakanı ve bakanları, bir milletin sessiz hıçkırıkları arasında idam edildi.

Cuntacılar; Menderes ve arkadaşlarını asabilmek için türlü türlü kılıf aradılar. Tek parti rejiminde yasaklanan dini hayatın yeniden özgürce yaşanabilmesinin önünü açan Adnan Menderes'i “din” ile vurmak istediler. Onun asılması için dini gerekçeler ortaya koymak için çabaladılar.

27 Mayıs'ta yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi cuntacıları; Başbakan Menderes'i Yassıada'ya hapsettikten sonra millet nezdinde itibarsızlaştırmak için önce zinadan yargılamaya kalktı. Ama eşi Berrin Hanım'ın böyle bir şikayeti olmadığı için bunu başaramadılar.

Cuntacılar; Menderes'i asmak için, bugüne kadar ortaya çıkmayan bir yol daha denedi.

Milli Birlik Komitesi;
İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen'i ihtilalden sonra 1960 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı görevine getirdi.

Toplumda sevilen ve güvenilir bir din alimi olan Ömer Nasuhi Bilmen'den, Menderes ve arkadaşlarının devlete karşı isyankar olduklarına dair hutbe irad etmesini istediler. Plana göre Menderes'i; devleti yıkmak için başkaldıran bir asi olduğu gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanının ağzından “katli vaciptir” hutbesi okutarak asacaklardı. Hem de bu hutbeyi ülkenin bütün camilerinde okutacaklardı. Fakat Diyanet İşleri Başkanı Nasuhi Bilmen, bunu kabul etmedi. Böyle bir hutbe veremeyeceğini söyledi.

Ömer Nasuhi Bilmen; cuntacıların istediğini yerine getirmedi ve kendisine baskı yapılması üzerine; emekliliğini isteyerek Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan ayrıldı.
Daha göreve gelmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden, Diyanet İşleri Başkanının emekliliğini isteyip ayrılmasının altında cuntacıların bu isteği yatıyor. Darbecilerin emellerine ulaşmak için din dahil her şeyi kullanmaktan çekinmediklerinin en bariz örneği 27 Mayıs'ta işte böyle yaşandı.

Günümüzde ortaya çıkarılan darbe planlarında da aynı zihniyet yok mu ?
 
 
Osman Nuri Hoşdoğdu
 
Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Tarih Kültür kategorisine ait diğer haberler
 15:14  Şehit Enver Paşa hain miydi?
 10:23  Hilafete ne oldu?
 17:27  Koruma Kanunu kimi koruyordu?
 10:09  Tarihin dili olsa…
 09:53  Yeşil Ordu'nun derdi neydi?
 09:34  Türkiye azınlıkların cenneti
 09:50  Evveline selam olsun sultanım
 07:56  Osmanlı’da millet sistemi vardı
 21:51  Abdülmecid Efendi'yi unutmayacağız
 15:01  Tarihimizi küstürdük

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat