Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

Damla;
Çok etkileyici ve çok güzel, yararlı bir haber, teşekkür ederiz...

ahmet şevki şakalar;
Dualarımız Abdurrahim ağabey için... sağlık ve şifalar....

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Kitap Kültür  
Yanmayan bilmez
Yanmayan bilmez
05 Temmuz 2011 - 08:44:41
Hayat Yayınlarından iki yeni kitap: Aşk-ı Pervane ve Salkım Söğüt okuyucusunu bekliyor…

Aşk-ı Pervane, Mecbure İnal imzasını taşıyor. Bir mürşidin, ateş ve pervanenin aşkları etrafında müridlerine hakikatin üç mertebesini öğretmesini konu alıyor:

Mürşitleri, üç pervaneye ateşi öğretmekteymiş.

Birinci pervaneye hitaben demiş ki:

“Hadi uç ateşe doğru. Git ve tez vakitte geri dön. Bakalım bize ne haberler getireceksin?”

Heyecanla uçmuş birinci pervane ateşe. Çok geçmeden, gidişinin bin misli heyecanla geri dönmüş.

“Efendim!” demiş mürşidine. “Ateş öyle bir şey ki, görünce gözlerim kamaştı. Karanlık dünyam ışıdı! Çok muazzam bir şey bu ateş dedikleri!”

“Bu gördü!” demiş mürşit.

İkinci pervaneyi göndermiş ateşi öğrenmeye. Hayli gecikme ile geri dönmüş ikinci pervane. Birinci pervaneyi aşkın bir heyecan ve sersemlik, sarhoşluk içinde anlatmış:

“Efendim! Ateşe o kadar yaklaştım ki! Işığı gözlerimi kamaştırmakla kalmadı, sıcaklığı yüzümü yaladı. Bu sıcaklıktan adeta sarhoş oldum, kendimden geçtim. Toparlanmam uzun sürdüğü için dönmekte geciktim.”

“Bu bildi!” demiş pervanelerin mürşidi.

Son pervaneyi uçurmuş ateşe.

Beklemişler, beklemişler, beklemişler… Geri dönen olmamış.

“Bu da yaşadı!” diye mırıldanmış mürşit.

Ateşi merak eden pervanelerin öyküsüydü bu. Ateşe uçan, ateşi gören, ateşi bilen, yaşayan… Ateşin aşkına yanıp kül olan…

Ateşi yutan pervane görülmüş müdür? İçindeki ateş dışındakine denk olan? Yandıkça ateşe hasreti artan? Kalbindeki ateşin ışığından gözleri kamaşarak, dışındaki ateşi görmeden dalan?

SALKIM SÖĞÜT

Fatma Zehra Fidan imzasını taşıyor. İnsanın kendi içindeki benliğiyle barışarak ölümsüzlük sırrına kanat açmasını konu ediniyor. Kimnus böceğiyle ölüm olmayan bir ormanda tanıştım. Aslında başlangıçta ne ormanın ölümsüzlüğünden ne de tanıştırıldığım böceğin adının Kimnus olduğundan haberim vardı. Sevgili kız kardeşimle el ele ormanda gezerken kendimden habersiz ormanın büyüsüne kapılmışım. Abarttığımı sanmıyorum, yaşadığım şeye ancak büyü denilebilir.

Şefkatli ve ısrarcı kollarıyla beni kuytularına çeken ormanda, o güne kadar hiç duymadığım bir musikiyi dinliyor, hiç görmediğim renklerle allak bullak oluyordum.

Damarlarım duyarlı bir kemanın telleri gibi titreşirken, dinlediğim lezzetine doyulmaz musikinin bir parçası olmuştum sanki. Ormanın kuytularına çekilirken kaybolma korkusuyla kız kardeşimin elini hiç bırakmıyorum. O ormanı iyi biliyor, dili döndüğünce bana anlatıyor.

Ellerimi çok sesli müzik gibi tutan, roman gibi konuşan kız kardeşim, kâh bin yıllık bir kocakarı, kâh dam başlarında çatal iğneli pantolonuyla gökyüzüne mektup salan uçarı bir genç kız oluyordu. Ama eli hep elimde.

Eller arasındaki enerji akışı duruma göre farklılık gösteriyor ancak, enerji enerjidir sonuçta. Bir de ses tonu. Sen on bin yıldır bir sesi bu kadar hoyrat kullanırsın da o ses eskimez mi, çatallaşmaz mı? Billahi tık yok. “Yoruldum, artık konuşamayacağım!” diyeceğine, “Susturamazsınız beni!...” diye çemkirip duruyor. Ben kâh on bin yıllık kocakarıyı, kâh üstünden düşmesin diye çatal iğneli pantolonu çekiştirip dururken bile elimi bırakmayan sokak çocuğunu dinlemeye alıştım.

Bu arada ikimiz de yaşsızlaştık. Hem bu ormanda ölüm yokmuş; öyle diyorlar, zaman da bizim bildiğimiz zamanlara benzemiyor haliyle…

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Kitap Kültür kategorisine ait diğer haberler
 12:50  Ateşi Uyandıran Şiirler
 17:32  Hangi Meşhurlar Üsküdarlı?
 10:20  Ailemizle 52 Derste Ahlak
 20:11  Canlı Renkler'de Neler Var?
 09:34  Okumak dirilmektir!
 21:55  Bir Arayışın Romanı: Aylak Adam
 10:05  Okunası bir kitap!
 10:49  Bizim Medeniyetimiz Sohbet Medeniyetidir!
 22:10  Gençlere hediyem olsun!
 12:11  Şiir: Hepimizin kalbi

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat