Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Gazete Kültür  
Yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan
Yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan
31 Temmuz 2011 - 17:29:10
Ya bu milletin değerlerini dert edinirsiniz ya da imzalayıp gidersiniz...

 “Mağlubiyet ideolojisi” son virajda 

Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet kumandanının istifası, “Mağlubiyet ideolojisi”nin sona doğru gidişinde son viraj olarak kabul edilebilir. 

Türkiye’nin 20. Yüzyılını belirleyen ideoloji, adı ne olursa olsun bir “mağlubiyet ideolojisi” idi.* Türkiye, 20. Yüzyılın hükümranlarının çizdiği sınırlar içinde “bağımsız” olmayı daha da önemlisi hayata ve dünyaya bakışını tayin etmeyi kabul etti. 

Bu, millet için 9 asırlık Selçuklu Osmanlı tecrübesinden sonra zor bir kabuldü. 

Üstüne üstlük, bir savaştan çıkılmıştı ve bu savaş kazanılmıştı... 

Bu zoru kabul sert bir ideolojiye dünüştürüldü. Mağlubiyet, zafer olarak sunuldu. Mağlubiyetlerimizi zafer sanmaktan mutlu olacak şekilde yetiştirildik. 

Lider sağken, O’nun emir ve direktiflerine uymak meşruiyet için yetiyordu. Öldükten sonra lider kültleştirildi ve meşruiyet bu kültle açıklandı. 

Güya halk hâkimiyeti/hâkimiyeti milliye prensibini kabul etmiştik. “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin”di. Fakat tek parti döneminde hâkimiyet bir zümrenin elinde idi. Seçen, seçilen ve yöneten onlardı. 

Bürokratik seçkinler, Tanzimat’tan beri sürdürdükleri mücadeleyi, Cumhuriyet’ten sonra zirveye ulaştırdılar. 

Demokratik hayata geçiş, “söz”le “fiil” gerilimini ortaya çıkardı. Mağlubiyet ideolojisinin savunucuları esasen haklıydılar: Bir ülkede iki meşruiyet kaynağı olamazdı. Eğer ideolojik meşruiyet esassa, halkın seçimi buna uygun olmak kaydıyla geçerli olabilirdi. 

Bu görüş sahipleri ancak şöyle bir teville demokrasiyi kabul edebilmiştir: Hâkimiyet milletindir, fakat halk seçimlerde, cahilliğinden veya din istismarından ötürü yanılmaktadır! 

Türkiye’nin yönetici bürokratik seçkinleri uzun süre bu görüşü savundu. 

Halkın seçimi, kabul edilebilir bir meşruiyet değeri taşımıyordu onlara göre. Onlar kendi kült-meşruiyet tanımlarına göre seçilmişleri de tanımlamaya, kendi meşruiyetlerini onlara da her defasında diz çöktürerek, boyun eğdirerek tasdike yöneldiler. 

Her darbe, ideolojik meşruiyetin daha keskin şekilde tanımlanması ve seçilmişlerin meşruiyetlerinin sınırlanması meselesi ile uğraştı. 

Bu anayasalarla, kanunlarla sağlanmaya çalışıldı. Anayasayı yapan onlardı, hükümleri vaz’ eden de. Hüküm koyucular, kendi hiyerarşik yapılarının işleyişini de belirlediler. Sivil irade -sadece- bunu tasdikle mükellefti. 

Türkiye’nin YAŞ meşruiyet seremonisini her yıl ağustos ayının başında hep birlikte seyrediyoruz: Sahne oligarşinin meşruiyet tanımlamasında merkezi yeri işgal eden kült mekânının ziyareti ile başlıyor. “Aslanlı Yol”da önde sadece iki sivilin (Başbakan ve Milli Savunma Bakanı) bulunduğu üniformalı bir kalabalık asık yüzleriyle ağır ağır yürümeye başlıyor. Burası geçildikten sonra Anıtkabir’in merdivenlerinden aynı ağırlıkla çıkılıyor ve “mozole”nin bulunduğu büyük salon yine aynı ağır adımlarla katediliyor...

Nihayet, çelenk konuluyor, saygı duruşunda bulunuluyor ve deftere bağlılık mesajları yazılıyor...

Bu belki de birkaç yıl daha böyle devam edecek. 

Fakat, mağlubiyet ideolojisinin meşruiyeti belirlemesinin şartları artık tamamen ortadan kalkmak üzere. 

Seçilmiş sivil irade, pişirilmiş yemeğin önlerine getirilmesinden hoşnutsuzluğunu kaç yıldır çeşitli şekillerde ortaya koyuyor. İdeolojik seçkinler ise üniformalarını parlatarak kanunların ve anayasanın üzerine çıkabilen teamülleri öne sürüyorlar. 

Türkiye meşruiyetin doğru tanımlanması yolunda büyük mesafeler katetti. Son merhaleye yaklaşıldı. Yeni bir anayasa için adımlar atılıyor. Bu adımlar atılırken, meşruiyet tanımlamasında ideolojik yaklaşımların yeri olmadığını herkesin kabul etmesi gerekiyor. 

Bunu zor da olsa, asıl kabul etmesi gerekenler, bu ideolojiyi dayanak yaparak bugüne kadar gelen bir süreci yöneten üniformalı bürokrasidir. 

Türkiye sivil bürokrasisini zaman içinde bir hayli rasyonelleştirmiştir. Yargı bürokrasisi aynı sürece -referandumla- dâhil edilmiştir. Sıra, askerî bürokrasidedir. 

Komutanlar çaresizlik istifaları ile bu virajın alınmasına katkıda bulunduklarının farkında mıdırlar? Bunu bilmiyoruz. Fakat istifa etmeyerek sorumluluk üstlenen kumandan, rasyonel bir askerî yapının oluşmasına katkıda bulunduğu için tarihimizin hatırlanan isimleri arasında yer alacaktır. 

* İlk defa 2007 yılı başında yayınlanan “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu” isimli kitabımızda konu ile ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür. (Yazar Yayınları, 0312 417 45 70 veya 232 05 71)

 

 

D.Mehmet Doğan

Habervaktim

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Gazete Kültür kategorisine ait diğer haberler
 22:59  Amacımız Kur’ân’a ve Sünnet’e gitmek!
 10:59  Kalbin Direnişi ne asil direniş!
 10:07  Kocaya secde en güzel bişey
 02:05  Dizilerdeki Üç Tehlike: Masa, Kasa, Nisa
 11:43  Adem Olmak!
 10:23  Gökyüzü Kervanları
 23:01  Şiir Dergâhı’nın Samimi Dervişi
 10:06  Seni seviyoruz başkanım!
 11:20  Büyük Birlik İslam’la gelir
 16:24  Milli Gazete'yi seviyoruz!

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat