Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Röportaj  
Unutulan değerlerimizi yeniden kazanmalıyız
Unutulan değerlerimizi yeniden kazanmalıyız
04 Eylül 2011 - 06:17:48
Eğitimci, izci, STK yöneticisi, Afrika gönüllüsü, her şeyden önemlisi bir Eyüpsultan sevdalısı Dr. Mehmed Emin Bey ile mülaki olduk…


Eğitimci, izci, STK yöneticisi, Afrika gönüllüsü, her şeyden önemlisi O bir Eyüpsultan sevdalısı… Kabına sığmayacak kadar enerjik ve hareketli. Yelpazesi olabildiğince geniş… “Beş parmağında beş marifet” deyimi onun şahsında tam anlamını buluyor. “Mezar taşları okuma kursu”, “M. Akif Ersoy’un Ölüm yıl dönümünde mezarı başında helva dağıtmak”, “Halid Bin Zeyd Eba Eyyub El-Ensari Hazretlerinin şahadetinin seni-i devriyesinde anma merasimi” gibi birçok ilkin mimarı. Gönül insanı, değerli büyüğümüz Dr. Mehmet Emin beyle bir fırsatını bulup Eyüpsultan Mihrişah Valide Sultan Sibyan Mektebi’nde sizler için konuştuk… 

Efendim, insanlarımız nerede bir kültür-sanat faaliyeti, nerede bir medeniyet hareketi varsa sizi orada görebiliyorlar. Birbirinden kıymetli faaliyetleriniz camiada gıpta ile takip ediliyor. Okuyucularımızın sizi daha da yakından tanıyabilmeleri için bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz? 

Elbistan 1954 doğumluyum. İlköğretimden üniversiteye kadar eğitimin btün kademelerinde çalıştım. Mükremin Halil Yinanç Lisesi mezunuyum. Branşım resim sanat eğitimi, yüksek lisansım turizm, doktoram kamu yerel yönetimi ve girişimcilik idaresi.  Şimdi ise önderimiz, rehberimiz, liderimiz, Efendimiz, sevdiğimiz, Hz Muhammet Mustafa’yı evinde misafir eden Halid Bin Zeyd Eba Eyyub El-Ensari’nin ayakucundaki Mihrişah Sultan Sibyan Mektebi hocalığına yükselmiş bir akademisyenim. 

Üniversite Hocalığı dâhil eğitimin bütün kademelerinde bulunduktan sonra şimdi Eyüpsultan’da, Osmanlı döneminden kalma bir sıbyan mektebinde hocalık yapıyorsunuz ve bundan büyük bir keyif aldığınız belli. Bu sırrı bize nasıl açıklayabilirsiniz? 

Çeşitli üniversitelerden çağrıldığım halde onlara dedim ki: “Üniversitenin dar kalıplarına tekrar dönmek istemiyorum. Yükselebileceğim makama yükseldim. Allah bana toplumumuzun ihmal ettiği sokak çocuklarının, bimekânların yakıp yıkmış olduğu sibyan mektebini yeniden hayata geçirmeyi nasip etti. Ülkemizin ve İstanbul’umuzun manevi merkezi neresidir diye bana sorarsanız, size hiç tereddüt etmeden Eyüpsultan derim. Böyle bir yerde mutluyum. Hedef kitlemiz öncelikle çocuklar, gençler, turistler ve kimsesizlerdir yani toplumun dışladığı kimselerdir. Misafir ettiğimiz hiçbir turistin gayrı memnun bir şekilde buradan ayrıldığına şahit olmadım. Esas amacımız inancımıza perde olmadan ayna olmak sorumluluğunu hissetmeye çalışıyoruz. 

Türkiye’de ilk defa “Dedelerinizin Mezar Taşlarını Okumak İster misiniz? Sloganı ile Osmanlı dönemi mezar taşlarını okuma kursları düzenlediniz. Evvela şahsım olmak üzere birçok insan bu kurslardan istifade etti. Hatta bu çalışmalar sonucunda kültürümüze iki adet eser kazandırmış oldunuz. Nereden aklınıza geldi böyle güzel bir fikir? 

Sanat estetiği noktasından İslam harflerinin ovallik durumunun göze hoş gelen bir yapısı var. İnsanımızın unutulan değerleri tekrar kazanması gerektiğini düşünüyor ve bu konuyu çok önemsemekteyim. Her mezar taşının ayrı bir anlamı ve önemi olduğundan hareketle onların soyut sanat eserleri olduğunu düşünüyorum. Bir mezar taşında boynu bükük bir karanfil varsa gençlik baharını yaşayamadan vefat bir genç kızı düşünebilirsiniz. Bir mezar taşında hurma dalları görürseniz bu onun hacca gittiğinin bir işaretidir. Hatta Uğur Derman hocamla paylaştığım Eyüpsultan’ın hemen yanı başındaki Hattat Rakım imzalı mezar taşı için hattat Sami Efendi yazının güzelliğini görünce ”Ne kadar nasipli bir insan bu yazının altındaki kalksa da ben yatsam” dediği malumdur.  

İYC Eyüpsultan şubesi ve Eyüpsultan Gönüllüleri olarak bünyenizde birçok geleneksel sanatımızın uygulamalı eğitimini veriyorsunuz. Ayrıca İngilizce ve Arapça dil kurslarınız var. Kurslar hakkında bilgi alabilir miyiz? 

Dünyanın sayılı dil bilimcilerinden Suriye Eski Başkonsolosu Dr Muhammed El Kudeymi’nin Arapça dersleri karşılıksız olarak devam etmektedir. Hatta diyebilirim ki biz Eyüp Sultan’da yüksek sesle okunan Kur’an-ı kerimleri duymuyorduk, şimdi duymaya başladık. Yakında anlamlarını da öğrenmiş ve bilmiş olacağız. Toplumumuzun çeşitli kesimlerinden yediden yetmişe istifade ettiği bir yer olarak bu mekânı daha da geliştirmeye ve yıldız bir mekân haline getirmeye gayret ediyoruz. Tarumar edilmiş bahçemizi ise tefekkür bahçesi haline getirmek amacımızdır. Dalan ve önceki dönemlerde İstanbul’un imar hareketleri adı altında yapılan tahribatla kırılan, parçalanan mezar taşlarının getirildiği bir yerdeyiz. Bunların eşleştirilerek bir form/kaide üzerinde sergilenmesi gerekir. Çünkü birçok kırılan mezar taşlarının kendileri orijinal yerleri orijinal değil… 

Eyüp Sultanımızın şahadetinin sene-i devriyesi münasebeti ile her yıl etkinlik düzenliyorsunuz. Rahmetli Yönetmen Yücel Çakmaklı, Hekimoğlu İsmail gibi birbirinden kıymetli misafirlerin katılımı ile sohbet toplantıları da yaptınız. Bir seferinde Hekimoğlu İsmail ağabey sizden bahsederek, Dr. Mehmed Emin Bey benim hocamdır demişti. Üstad ile bu yakın dostluğunuzdan bahsedebilir misiniz? 

Ömer Okçu ağabey tevazudan iltifat buyurmuştur. Yoksa Hekimoğlu kim ben kimimim? Haddimi bilirim. 

Türkiye’mizin önde gelen sayılı izcilerinden birisiniz. Dünyanın birçok ülkesine davet edildiniz. Dünyanın farklı ülkelerinden farklı kültürde insanlarla birlikte olmak, beraber çalışmak nasıl bir duygu? 

İnsanın insan olduğunu anlamasında Afrika’yı görmek önemlidir…  Somali hadisesi ile birlikte ülkemizin insanları Afrika’yı yeni yeni tanıma fırsatını yakaladı. Bu birçok hayırlara vesiledir. Afrika bildiğimiz gibi ne çöl ne bataklık ne de yamyam. Çok güzel insanlar var. Mesela Kamerun’un yeşili insanı çıldırtacak gibi yeşil. Afrika’da bugün Çinliler Koreliler cirit atıyorlar. Afrikalılar, bizim geçmişimizde Kolonistlik olmadığı için bizi dünden bağırlarına basıyorlar. Afrikalı birinin beyazlara ait kiliseye gitmesi çok zor… Beyazın ise siyahın kilisesine tenezzül etmediği görülür. Oradaki bazı camiler asr-ı saadet misali, üç beş dalla kaplanmış, üstü açık; yerler ise kum… Mesela Uganda’da Uganda izci eğitimcilerinden ve din işleri başkan yardımcısı Hacı Süleyman Musanna’nın evinde kalmamız bir olay… Beyazın siyahı evinde kalması ne mümkün! Düşünülemez bile! Akşamüstü evine giderken arabamızın tekeri patladı, arabayı oraya bıraktık ve evine kadar yürümek zorunda kaldık. Sokaklardaki çocuklar bizi görünce “Muzongu/ beyaz adam” diye bağırmaya başladılar. Benim başımda Müslüman olduğumu belirten takke vardı. Onlara “Es selamu aleyküm” deyince tekrar bağırmaya başladılar. Süleyman’a bunlar ne diyor diye sordum. O ise çocukların “Biz bunları beyaz biliyorduk bunlar Müslümanmış” dediklerini söyledi. Ve onların sevinçlerini ifade ettiklerini söyledi.  İzci ve gençlik Kazi kampında Baden Pawul’un kamp yaptığı yer. Biz orada İngilizce otuz üç pencereyi dağıttık. Birkaç saat sonra Şimdi Meryem Nur olan Meriy isimli bacımızla beraber Saül Süleyman Nur yanıma geldi. Müslüman olmak istediğini söyledi. Niçin bu kadar çabuk deyince Saül Süleyman “Otuz üç pencerenin ilk penceresi ruhumda bir pencere açtı, bir kapı açtı.” Kelimei Şehadet getirerek Müslüman oldu… Kamp programı bitip Türkiye’ye geldikten sonra Saül Süleyman Nur’dan bir mail aldım. Kendisinin çalıştığı ABD’lilerin okulundan atıldığını, çocuklarının da eğitim yardımının kesildiğini söyleyerek şöyle de bir not düşmüştü: “Saddam kardeşimizi de idam ettiler başımız sağ olsun. Hâlbuki Süleyman bir haftalık bir Müslüman idi… Daha sonra dünyada izci eğitimcilerinin buluşması olarak düzenlenen Suudi Arabistan ve Uganda işbirliği ile düzenlenen bir toplantı da, Müslüman olduğu için Süleyman’ın hanımının elinden alındığını duyunca üzüldüm. Daha sonra hanımı Müslüman olarak evine dönmüş… Biz bunu duyunca kampa yüz kilometre olan evini ziyaret ettik. Süleyman, Kuran tefsirlerinde Nil-i Mübarek olarak geçen Nil’in kollarından Mavi Nil’in çıkmış olduğu Cinca bölgesinde perdeyle ayrılmış bir yatak odasının bulunduğu bir odalı bir evde iki çocuğuyla birlikte kalıyor. Diğer iki çocuğuna ise kayınpederi bakıyor. Şuan kendisi Üniversitede yüksek lisansa devam ediyor, öğretmenlik yapamıyor.  “Küçük işler bulursam çalışıyorum Abi” dediğini hatırlıyorum.  Kendisini Türkiye’ye davet ettim. Çanakkale’deki kamp görevime denk geldi. Çocuklara “ben bebek gibiyim, İslamiyet’i yeni öğreniyorum” diyerek onları güldürdü. “İslam için Çanakkale’nin büyük önemi var” dediğini hatırlıyorum. Kendisine hediye edilen İngilizce Sözler kitabını hiç elinden düşürmedi ve herkese tavsiye etti. “Konuşmalarınız hepsi bir dil mi” diye sorarak dilde birliğin önemine vurgu yaptı.  

Kültür-sanat faaliyetlerinin dışında dünyanın birçok bölgesindeki mazlum haklara yapılan yardım organizasyonlarında gönüllü olarak yer aldınız. Özellikle Afrika ülkeleri ile ilgili Emperyalist-Batı’nın kötü yönde propagandaları var. Mesela 1971-1979 arasında Uganda devlet başkanlığı yapmış olan “İdi Âmin” için yamyamdır diyorlardı. Bunlar doğru mudur? 

Beş sene önce Suud’ta yaşarken vefat ettiğinde kabre Suud kralının indirdiği, birçok Afrika devlet başkanının Müslüman olmasına sebep olan, Fransız eski başkanlarınca Uganda’dan alınan elması geri isteyince yamyam ve kadın düşmanı ilan edilen, ne kadar olumsuzluk varsa üzerine yıkılan, ABD bayrağını şort yapıp sokaklarda gezen, dört İngilize tahtaravalli yapıp kendini dolaştırın, ülkesinde ilkel de olsa İslami temel müesseseleri kuran halk kahramanı Bayram Emin’i mi soruyorsunuz?.. 

İzcilik aktiviteleri kapsamında ülkemizi ziyaret eden Ugandalı Zebra Segawa, İslâmiyeti kabul ederek Müslüman olmuş ve  Zelihanur ismini almıştı. Sizinde bu harika güzelliğe şahitliğiniz var. Bir değerlendirmede bulunabilir misiniz? 

Zebra ismi o arada önemli bir isimdir. Hatta adı Moskito/sivrisinek olan Mustafa Nur olan bir kardeşimizi daha tanıyorum. Zebra uluslararası izci ve gençlik eğitimcisi ve hizmet madalyaları almış 32 yaşında bir hanımefendi. Kamp döneminde On Sekiz Mart törenleri için Türkiye’ye davet etmiştim. Çanakkale’den çok etkilendi. “Kolonistler bize böyle saldırsaydı, biz karşı koyamazdık. Ülkeme dönünce okulumun ismini Çanakkale Şehitleri Kahramanları olarak değiştireceğim” dedi. Bunları da ulusal bazı basınımız yazdı. Eyüpsultan’a geldiğinde başında kocaman bir Baden Powel fötr şapkası vardı. İran’dan Türkiye’yi ziyaret eden Bostan Gülistan şehrinden misafirlerimizin yanında Eyüpsultan’ın ve Mihrişah Valide Sultan Annemizin halis duygularla inşa ettirdiği Sıbyan mektebinin atmosferinden etkilenerek şehadet getirdi. Başındaki kocaman şapkayı kaldırıp attı. Yerine yeşil bir başörtü taktı. Kendisi yüksek Matematikçi ve Matematik öğretmenidir. Matematiğin topluma ve çocuklara sevdirilmesine yönelik çalışmaları bulunmaktadır. Her gün Risale-i Nur okumakta ve bu kitapları “Yalnız Müslümanlar değil bütün insanlar okumalıdır” diyor. “Gözlemim odur ki her problemin yanında çözümü olan orijinal kitaplardır. Bunları herkes okumalıdır. Ben doktor olan beyimle olan ve çevremle ilgili olan problemlerimi ve iletişim sorunlarımı bu kitaplarla çözeceğime inanıyorum. Hatta büyük babamın abdest aldığını hatırlıyorum. Memlekete gidince halamdan soracağım; bizim nasıl ve kim tarafından dinimizin değiştirildiğini… “ Çünkü babasına saygısından dolayı ona soramıyordu. Hatta yanımda kocasıyla konuşurken son cümlesini “Es selamu aleyküm” diye bitirince, kocasının “What” diye bağırdığını duydum.  

 

Bir izci gurubu ile geçtiğimiz günlerde Çanakkale şehitlerimizi ziyarete gittiniz. Burada şehitlerimizin ruhuna okutmuş olduğunuz Kur’anı kerim, basında çarpıtılarak sanki suçmuş gibi gösterildi. Bu haberleri görünce şaşırdınız mı? 

Ne yani! Çanakkale’de eğlence mi tertip edecektik. Laylaylom mu yapacaktık? Oradaki şehitlerimizin ruhu için dua etik. Bu niye garipseniyor ki? Bizim tavrımız değil, basının tavrı gariptir. 

Hocam, şimdi dönelim Batı’ya. 27 Temmuz - 7 Ağustos 2011 Tarihlerinde İsveç’in Malmiö Kasabası’nın Kristinstafd Bölgesi’nde 22. Gençlik Olimpiyatı olarak bilinen; 166 ülkenin ve 40.000 gencin ve eğitimcinin buluşması gerçekleştirildi. Adına Jamboree denilen izci gençlik olimpiyatı kampı yapıldı. Sizde bir izci olarak bu etkinliğe katıldınız. İzlenimlerinizi bizimle paylaşırmısınız? 

Türkiye’yi resmi olarak TİF temsil ediyordu. Gönüllü, bağımsız, uluslararası gençlik ve izci eğitimcisi ve misafir olarak bu etkinliğe katıldım. 1 Temmuz günü ikindi vaktinde Kristindsta’da 2 ülke geçerek İsveç’e vasıl olduk. İkindi namazını geçirmemek için çayırla kaplı, caddeye cepheli, Kristinstad Kilisesi’nin bahçesinde seccadelerimizi sererek ikindi namazımızı eda ettik. Giderken oruçlu idim. Türkiye saatine göre 10,30 da güneş batımıyla akşam namazı vaktinde orucumu açtım. Kamp yeri gibi bahçeli otel kamping karışımı Charlottenborgs isimli motelde kaldık. 2 Ağustos Salı günü Jamboree alanına vasıl olduk. Giderken belediye otobüsleri ve tarihi yapıları bozulmamış şehrin çeşitli yerlerinde “Hoşgeldiniz Jamboree’mize” ilanına rastlıyorduk. 

Orada 166 Ülkenin bayrakları dalgalanıyordu. Bizim bayrağımız da Lailaheillallah Muhammmed rasullulah manasıyla dalgalanıyordu. İçimden dedim ki: “Ülkemiz için iyi bir tanıtım fırsatı. Ülkemiz bu tanıtım için ne kadar para harcasa o kadar azdır.” Bayrağımızın dalgalandığı çadıra ilk adımımı attım. Ülke tanıtımı için ne yapılıyordu bilemem. Ama masada leblebi ve üzüm verildiğine şahidim. Konya’dan da Mevlana izci gurubu katılmıştı. Dedim ki “Eyüp Sultan’dan size selam ve dua getirdim, bayrağımızı burada dalgalandırdığınız için sizleri tebrik ediyorum. Ne mutlu sizlere… Yanımda her zaman olduğu gibi çeşitli ebatlarda çokça hediyelik Türk bayraklarım vardı. Ayrıca yanımda memleketimin yerli kültürü olan ve iftiharla hediye ettiğim çeşitli dillerden Kur’an tefsirleri yani Tohomas Mitchel’in deyimiyle “hakiki Hıristiyanların ve Müslümanların hocası Said-i Nursi”nin kitapları olan Risaleyi Nurlar ve Hamdi Kalyoncu Bey’in “Kuran’da Hz İsa ve Meryem” isimli çeşitli dillerdeki kitapları vardı. Bir de yerli malımız olan lokum, fındık, kuru kayısı ve gülsuyu gibi çeşitli ikramlar vardı. 

Öğlen namazı için, tanıdığım çadıra yani Suudi Arabistan çadırına girdik. Bizi coşkuyla karşıladılar. Ve memnun olduk. Amerika’dan da Müslim Scout temsilcilerinden Sayed Bey kardeşimizi de orada görmekten mutlu olduk. Kendisi kamp alanında yaptığı çalışmalarla bilhassa yaptığı Ravzayı Mutahhara’nın dev maketiyle dikkat çekiyordu. Bu maket tüm ihtişamıyla göz dolduruyordu. İçi dolu çantamı taşımaktan ve çok insanlarla tanışmaktan yorulup bitap düşmüştüm. İkindi sonrası kaldığımız motele dönmek için yola koyulduk. 

Federasyon başkanının, “Mehmet Emin Ağabeyi buraya niye getirdiniz? Burada ahlaksızlıklar var” dediğini bana aktardılar. Onlara “Burası en kolay sevap kazanma yeri ve en kolay günah kazanma yeri. Karanlığa kızma bir ışık yak” dedim. Oradakilerin giyim kuşamları, hayat tarzları beni ilgilendirmez. Beni, hizmetim, vereceğim mesajım ve ülkemi tanıtımım ilgilendirir. Çadırdan çıkmamakla hizmet yapılmaz. 

Davranışları Müslüman inançlar Hıristiyan... 

İsveç’te kaldığım müddetçe yerlerde çöp yoktu. Bal dök yala misali… Ayrıca yollarda ne bir polis ne de bir asker vardı. Kampla ilgili en önemli gözlemlerim ise şöyleydi: Bazı çadırlarda ülke tanıtımı yerine Hıristiyanlık tanıtımı yapılıyordu. Şöyle ki çadıra girenlere deniliyordu ki “Şu çadıra gireceksin falan dini bilgileri ve filan havarileri ilgili kimselerden öğreneceksin. Öğrendiğine dair tanıtım kartına mühür bastıracaksın. Sonra geleceksin benden hediyeni öyle alacaksın.” Bunu size çarpıcı bir örnek olarak aktarıyorum. 

Cuma günü dönüşte arkadaşlarıma ısrarlarla Malmiö kasabasında Cuma kılmak için ricada bulundum. Uzak olduğunu ve araba parasının çok tutacağını söylediler. Buna rağmen çeşitli milletlerin buluşma noktası olan Malmiö Merkez camiinde namazlarımızı eda etmek nasip oldu. Hutbe İngilizce, Arapça ve İsveç’çe okundu. Cuma öncesinde Türkçe sohbetimizi duyan Makedonyalı soydaşlarımız bize yakınlık gösterdiler, onlarla ayaküstü ders yaptık. Arabalarını bize tahsis ettiler; “Hocam eskiden Türkiye halkı buraya iş aramak için geliyorlardı. Şimdi ise Turist olarak para harcamak için geliyorlar. Türkiye ekonomisi dünyanın yedinci ekonomisi oldu. Güçlüsünüz, önünüz açık, ne mutlu sizlere. Bu durumdan biz memnunluk duyuyoruz. Hocam burada hayvan (köpek) öldürmek dört sene, Allah korusun insan öldürmek de dört sene. Banka soysanız bu kafayı yemiş aklından zoru var derler inanmazlar bile… “ dediler. 

Cıristinstad’tan trenle Danimarka’ya gelirken yanımızdaki izci gence “Baban ne iş yapıyor” diye sordum. “Papaz” dedi. “Aferin baban seni iyi yetiştirmiş, babana selam söyle” deyince arkadaşlarımın garipsediklerini anımsıyorum. Gencin ise bu sözüm hoşuna gitti, gülümseyerek “baş üstüne” dedi. 

Hollanda hava limanında gümrükten geçerken çantamda Hollandaca gençlik rehberi olduğunu fark ettim. O esnada alarm çaldı, çantamı boşalttılar, tekrar geçirdiler, tekrar alarm verdi. Bahane olarak trende Korelilerden aldığım madalyayı öne sürdüler. Hakikatte ise gümrük görevlisi Türkçe olarak bana “Bu kitap İstanbul’dan buraya nasıl geldi? Onu bana hediye eder misin, arkadaşıma hediye edeceğim” dedi. Gülümseyerek verdim ve işin aslını anladım. Alarm sorunu da halloldu.

Boynuma taktığım iki fuların birisi bayrağımı, diğeri de İslam ülkelerini temsil ediyordu. Göğsümde taşıdığım Kâbe amblemiyle şükürler olsun yurduma ayakbastım. Ve iki rekât seferi namazı ile sefer nihayet buldu. 

 

Efendim, Eyüpsultan’dan Âlem-i İslam ve Âlem-i insana bir mesaj verecek olsaydınız bu ne olurdu? 

Çağımız İslam Düşüncesinin yıldızlarından Bediüzzaman Said Nursi; bu zamanda bir müminin en mühim vazifesi yani farz-ı evvel yani birinci vazifesi ittihadı İslam için çalışmak olduğunu söylüyor. İnsaniyeti kebir yani büyük insanlık ailesi olan İslamiyet herkese dünya barışının sağlanması için gereklidir. Biz lisanı halimizle, davranış dilimizle İslamiyet’i temsil edememenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Gençler dil öğrensin, çünkü Peygamberimizin “bir dil bilen insan bir iki dil bilen iki insan” çağlar üstü sözü her zaman için geçerlidir.  Donanımlı olsunlar… Örnek olsunlar. Dünyayı iyi okusunlar… Kendi fikirlerinin dar kalıpları içerisinde hapsolmasınlar. 

Hocam, sizi yakından tanıyanlar bu mülakatın nasıl gerçekleştiğini az çok tahmin edebilirler. Baş döndüren koşuşturmanın içinde sorularımızı cevaplandırıp, kıymetli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz. Rabbim hayırlı uzun ömürler ve hizmetler nasip etsin.

 

Nidayi Sevim

HaberKültür.Net

 

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Özel Röportaj kategorisine ait diğer haberler
 20:55  Nefs hırsız gibidir
 13:12  Gönle deva bestekâr
 11:17  Haç ve Hilal'in kavgasını yazıyorum!
 17:28  Samimiyet vardı Allah lutfetti
 09:10  Ömer Muhtar’ın Oğlu İle Konuştuk!
 22:40  ‘Müzik Ölmemeli’
 10:56  Kardeşlik his meselesidir!
 12:05  Kurguyu algılar belirler
 12:31  Müzik dili bitmez bir senfonidir
 12:01  Hepimiz Allah’a doğru yürüyoruz

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat