Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Röportaj  
 Hafızlığın yaşı yoktur
Hafızlığın yaşı yoktur
07 Eylül 2011 - 08:11:00
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Hocamıza ilim adamlığını, hafızlığı, müzisyenliği ve radyoculuğu sorduk…

Aslında biz onu öncelikle müzisyen tarafıyla tanıyoruz ama insanların tabi hangi tarafını öne çıkardıklarını kendilerine sormak lazım.

Hocam öncelikle hoş geldiniz.

Teşekkür ederim, hoş bulduk, sağ olun.

Nasılsınız, iyi misiniz?

Elhamdülillah, çok sağ olsun, iyiyim, hamdolsun

Allah iyilikler versin. Hocam hangi tarafı öne çıkaracağız? Yani insanın aslında emek verdiği taraflar kendi evlatları  gibidir. Birisini tercih edemezler ama sizin ilim adamlığınızı  tercih ettiğinizi mi düşünelim?

Doğru olur.

Şimdi halkın, insanlarımızın tabi öyle bir tarafı var ki bizlerin şimdi ilim adamlarının yaptığı çalışmalar belli bir o alanla ilgilenen insanlara ulaşıyor

Doğru

Ama halkın geneli kendine bakan yönü itibariyle

Tabi tabi. O da çok tabi bir şey. Ondan yana herhangi bir rahatsızlık duymuş değiliz. Şöyle izninizle ekleyeyim ben. İlk eserimiz 1989 yılında “Taleal Bedru” adıyla çıktığında ben o zamanlar araştırma görevlisiydim Din Eğitimi Asistanı idim. O zaman çok beğenildi, bir takım müzik adına teklifler aldım. İşte o zaman eğer o teklifleri değerlendirseydim müzisyen tarafımız ağır basar bir duruma gelirdik şimdi. Fakat ben onları değerlendirmek yerine akademisyen olma yolunda ilerlemeyi tercih ettim. Müziği de bir hobi olarak din eğitimi alanının bir uzantısı olarak gördüm. Fakat müzik insanlara ilmi çalışmalardan daha çok ve çabuk ulaştığı için bizim Mehmet Emin Ay olarak tanınmış olmamız akademisyen tarafımızdan daha çabuk gelişti, tabi olarakta insanlar dinledikleri Mehmet Emin Ay’ı daha çok tanıyorlar. Zaman içinde doktoramız bitti, doçentliğimiz oldu vs ondan sonraki alanımızda ki profesörlüğe yükseltilme bütün bunlar yavaş yavaş oluştu. Ama hamdolsun eserlerimizle Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ismini de insanlar okuyorlar. Bazen iki kişinin ayrı kişi olduğunu düşünenlerde oluyor. Bazen de tanıyanlar bizi bu yönümüzü de ve o yönümüzü de. Hayrettin Karaman hocamızın Allah sağlık afiyet versin karşılaştığımız zaman “ Ne yapıyorsun Mehmet Emin?” “ Hocam işte şu çalışma üzerinde şuan bir şeyler yazıyorum” diyorum kendisine. “Beyninin diğer tarafı ne yapıyor” diye sorar.

Müzisyen tarafı…

Evet, onu sorar, ona dair nasıl bir çalışma var diye. Hocamız öyle teşvik etmiştir her daim bizi. Mümkün mertebe ikisini birlikte ama tabi ki ilmi çalışmaların zorluğu her zaman için bir vakıa. Ona daha çok zaman ayırmak gerekiyor. Bunların yanında hamdolsun şikâyetçi değiliz Cenab-ı Hakka hamd ediyoruz, lütfetmiş iki imkânı da bahşetmiş

Ve yapılması gerekende bir şey ilmi çalışmalar, bir görev yani.

Evet

Burada ben o zaman bir şeyi yanlış hatırlıyorum. Sizin Kur’an Tilaveti çalışmalarınız da vardı. Onlar ilahilerden sonra mı  başladı?

İlk hatim çalışmamızı 93 yılında gerçekleştirdik. Radyolarda dinlenilen budur. İki yıl öncede şuanda TRT 1’de Ramazanda üç yıldır yayınlanan hatim programımız görüntülü olanı  da üç yıl önce yeni kayıtla okuduk.

Hatmin yanı sıra benim hatırladığım bazı aşırları  okuduğunuz bir çalışma vardı. 

“Kur’an Ziyafeti” ismiyle sonra da imam hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinin müfredatına okuduğumuz yedi kasetlik bir çalışma oldu. Kur’an çalışmaları ilahi çalışmalarından sonradır diyebiliriz.

Peki üstadım şimdi herkesin bir başladığı yer vardır. Siz nasıl başladınız? Aslında bu özel radyolar ve televizyonlar 90’lı yıllardan öncesinde çok yoğun bir şey yoktu bu alanlarda

Evet haklısınız…

Belki insanların bir iki kurumun kendi çabalarıyla oluşturmuş  olduğu yapılar içerisinde yapılmış kasetler filan ufak tefek yeni yeni başlayan şeylerdi bunlar. Nasıl başladınız siz, nereden aklınıza geldi böyle bir şey yada teklif mi oldu?

Efendim şimdi 1988 yılının aralığında bendenizin ilk “Talael Bedru Aleyna” adlı çalışması yayın hayatına girdi 1988 Aralık çok iyi hatırlıyorum. Ancak bundan yaklaşık üç yıl önce diyebilirim ben bu çalışmanın alt altyapısına başladım. Üç yıl yani mesaimin çok az bir bölümü olmak üzere o albümdeki eserlerin tercümelerini bizzat kendim yaptım. Bestelerini anonim olanlar dışında bestelemeye çalıştım. İstedim ki o güne kadar bazı Mısır’dan gelen kayıtlarla teknik açıdan böyle bozuk kayıtlarla dinlediğimiz o güzel, eskimeyen mutluluk şarkısı diyorum ben ona “Talael Bedru Aleyna”yı o güzel mutluluk şarkısını Peygamber Efendimizi karşılarken Medinelilerin okuduğu o güzel sözleri temiz bir kayıtla insanımıza yeniden duyuralım diye böyle bir gayret içinde bu üç yıl geçti. Dolayısıyla yani başladığımız tarihi 1985’lere götürebiliriz. Zaten o yıllarda İlahiyat Fakültesini yeni bitirmiştim. Velhasıl o zaman diliminde biz bu çalışmayı bitirdik. Bir tek zaman yayıncılık vardı zaten o dönem. Onlar bizi tanıyorlardı bahsi geçmişti yayınlamak istediler. İlk girişimiz bu alana o albümle oldu ve safahatı da böyledir.

Peki akademik çalışmalar için üniversiteden nasıl geçiş  oldu? Hocalarınız tarafından teşvik mi vardı, yoksa devam etmek istiyor muydunuz?

Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 84 yılında Allah’ın lütfüyle birincilikle bitirmiştim. Dolayısıyla sağ  olsun hocam bendenizi bu manada teşvik ederek Halis Ayhan hocam Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi şuan ki YÖK üyesi aynı zamanda. Okulu bitirdikten sonra şansımıza asistanlık imtihanları açıldı, iki ay sonra biz Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi olarak başladık. Nasibimiz varmış hiç beklemeden öğrencilikten asistanlığa geçtik. Hocalarımızın teşviki vardı tabi ki.

Ben sizin bir kaç makalelerinize denk gelmiştim “Çocuk Terbiyesi”yle ilgili. Ama herhalde bu Mehmet Emin Ay o Mehmet Emin Ay değildir diye düşünmüştüm kendi kendime.

Olabilir doğrudur. Çünkü o zaman eserleri, albümleri olan kişiyle isim benzerliği çok oluyor malumunuz. O zaman ki araştırma görevliliğim zamanında da unvanımız olmadığı için muhtemelen öyle düşünmüş olabilirsiniz.

Peki Kur’an-ı Kerim hatim setleri oluşturdunuz. Bu çalışmanın temelinde ne vardı? Hafızlığınız var herhalde?

Evet var. Hamdolsun inşallah devam eder.

Bir koltuğa birkaç karpuzu sığdırmayı başarmışsınız.

Estağfurullah

Hafızlık nasıl başladı?

Hafızlığı şuanda Ankara İlahiyat Fakültesinde Öğretim Üyesi olan Dekan yardımcısı hocam Halis Albayrak, şuanda İstanbul Marmara İlahiyatta Fatih Çollak hocalarım onlar beni hafızlığa Yüksek İslam Enstitüsü birinci sınıfta başlattılar.

Kaç yaşında?

18 yaşında

Maşallah, nasıl oldu bu üstadım 18 yaşından sonra?

Rahmetli babam yani imam hatipli yıllarda arzu etti hafızlık yapmamızı ama meselenin şuurunda olamadığımız için devam ettiremedik. Sonra gelince Yüksek İslam Enstitüsü 1. sınıfa hocalarım dediler ki, “okuyuşun tamam, sesin güzel senin hafız olman lazım” “yapabilir miyim?” dedim, kendiside hafızlığı Yüksek okulda yapan Halis Albayrak hocamız “tabi ki” dedi “ben yaptın sende yaparsın” dedi ve biz başladık rahmetli babamla beraber olduğumuz için ona dinletmek suretiyle iki yılda ezberlemek nasip oldu hamdolsun. Yani bu zor bir hadise değil. Sonradan ilahiyat fakültesi yıllarında benimde hafız yetiştirdiğim dört tane öğrencim oldu. İstenirse olabilir. Biraz da ders programları müsaitti. Tabi bir küçük yaşta hafız olan bir hafız gibi hafızlığım benim kuvvetli değildir. Ancak yine de üzerinde çalıştığım sayfayı hamdolsun pişirebiliyorum. Bu bize şunu kazandırdı: “gerçekten Kur’an kültürü bir ayetle, hadisle konuşmak ilahiyatçı için önemli bir avantajdır.” Hamdolsun sohbetlerde olsun, bir şey yazarken, okurken o ayete aşina olmak insanı rahatlatıyor. Rahmetli babamın benimle birlikte memleketimizden Van’dan Erzurum’a göçmesi birlikte rahmetli annemin babamın bana ilgisi bir hafızlık ikramı oldu onlara da bana da.

Çok güzel bir şey. Bu arada beni de şu düşündürdü Hocalarınız tam zamanında tespit etmişler ve olaya müdahale etmişler bu çok önemli bir şey. Hakikaten hocanın talebesi üzerinde onu tanıması, onunla ilgili tespitlerde bulunması belki de eğitimin en önemli parçası.

Aynen öyle. Onlar gerçekten bu konuda çok güzel bir teşvikte bulundular ve Allah razı olsun bende her zaman hayırla yâd ederim, onlarda gördükleri zaman iftihar ettiklerini söylerler. Hocalarımla güzel bir geçmişimiz oldu.

Bu arada müzisyenlerin hafız olma geleneğini de devam ettirme gibi bir durum ortaya çıkmış.

Aslında bu çok önemli bir şey. Size şunu söyleyebilirim ki, “ Ecdadımızın yazdığı şiirler ya bir ayetten mülhemdir ya bir hadisi şeriften” Ayeti bilmeyen bir insanın o şiiri okuması çok zor olur aslında. Hz. Mevlana derki, “önce bir kendi durumunu düzelt Kur’an okumadan önce sen bundan bir şey anlayamıyorsan aynen bir gülistandan gül kokusunu alamayan kişiye benzer. Gülistanda suç yok, suçu burnunda ara, gönlünde ara”. Kur’an-ı Kerim kültürüne sahip olunmadan tasavvuf musikisi icra edilmeye kalkınıldığında ortaya fahiş hatalar çıkıyor. Mesela Cenab-ı Hakkın isimleri yanlış telaffuz edilir, Peygamber Efendimiz için olan şeyler yanlış telaffuz edilir, ama ayeti bilen yanlış telaffuz etmez. Çünkü ayet doğrusunu söyler.

Birde tabi o tasavvuf müziğinin özellikle bilmiyorum benim görüş açım biraz böyle insanların çoğuna mal olmaması onu anlamayanların icra etmesiyle de alakalı bir şey. O ilahi hüznü vermemek, ilahi coşkuyu verememek zaten temelinde bu var. O ikisi verilemediği zaman o müzikten insanlar içselleştirilerek ifade edilmemiş bir şey oluyor ve uzaklaşmaya başlıyorlar.

Haklısınız. Sanatçı mantığıyla, o sanatı icra ediyor olmanın mantığıyla bu eserler okunulduğunda o eserleri yazan insanların aşkına, muhabbetine haksızlık ediliyor.

Üstadım radyoculukta var “Aşkın Kanatları”. Nasıl radyoculuk sizi sardı mı?

1984 yılında bir Öğretim Üyesi arkadaşımla beraber TRT Ankara Radyosunda birkaç program yaptık. Sonra ki yıllarımızda televizyon stüdyolarında da bulunduğumuz zamanlar oldu. Fakat radyo kadar bana doğrusu televizyon sıcak gelmiyor. Radyoyu o zamanlar çok sevmiştim, radyoculuk tabi ayrı bir alan. Ama küçük yaştan beri yine rahmetli anayım babamı bana Arap radyolarını kendiside dinler bende o vesileyle dinlerdin bir. İkincisi haberleri çok iyi dinlerdim. Bir haber spikerinin diksiyonu benim kulağımda yer etmiştir küçüklüğümden beri. Radyonun kültürel hayatımda önemli katkılarının olduğunu söyleyebilirim. Radyoyu bizatihi seven birisi olarak radyoculuk benim için hoş bir şey oldu. Kendimi hoş bir program yapıyorum diye de radyocu görmüyorum ama.

Estağfurullah

Fakat “Aşkın Kanatları” hayatımıza ayrı bir ivme kazandıran, hayat sevinci bahşeden, memnun kaldığım bir iş diye görüyorum, Allah’a hamd ediyorum. Dinleyicilerimizin de olduğunu bilmek ayrıca sevindiriyor. Bazı programlar hakikaten hazırlık safhasında bile beni çok etkiliyor, bu programa da yansıyor. Güzel bir çaba inşallah Mevla’mız mükâfatını lütfeder.

Üstadım burada bir şey sormak isterim, siz cümlelerinizi söylerken arada fark ettim bizim ülkemizde doğu kültüründen gelen herkeste şu var: “Arap radyoları dinleme alışkanlığı”. Bunun temel nedenin ne olduğunu bilmiyorum, bende de var dinledim. Babamızın memuriyeti sebebiyle bulunduğumuz yerlerde o radyoların dinlediğimiz zaman o radyolardaki müziklerin bize çok aşina geldiğini hissettik. Bunu başka yazar arkadaşların hatıralarında, yazılarında, satır aralarında; bazılarda ise belirgin belirgin işte şu şu şu sanatçıları dinlerdim Kahire radyosundan şunları şunları şunları dinlerdim Kerkük’ten şuradan buradan diye şu sanatçılar diye yazılar görürdüm. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Şimdi şuna bağlıyoruz fiziksel olarak bir yakınlık var. Söz gelimi benim memleketim Van’da veya daha güneyde Diyarbakır’da, Urfa’da bir Dimeşk Şam radyosunu dinlemek çok daha parazitsiz ve kolay. Kahire radyosu hakeza. Şimdi doğru söylemek gerekirse bu iki ülkenin de radyoları aynı zamanda çok büyük bir kültürün temsilciliğini ve naşirliğini yapıyorlar. Kahire radyosu Mısır, Mısır büyük bir medeniyete beşiklik yapan ülkedir. Dolayısıyla hatasıyla, sevabıyla ben size şunu söyleyeyim imkânınız varsa bir gece Kahire radyosunun bir sahur programını dinleyin. Nasıl bir program yaptıklarını o zaman duyarsınız ve bunu bu kalitede hiçbir televizyon programında bulmanız mümkün olmaz. Çünkü gerçekten o buldukları sözler, şiirler, büyük zatlara ait anekdotlar, aradaki müzikler, fon müzikleri Kahire radyosu çok mükemmel bir ramazan programı hazırlar, Şam’da öyle. Şimdi o yörede yaşayan bir genç veya çocuk düşünün 1970’li yıllarda geceleyin sahurda bunlar açılıyor, Mustafa İsmail’den, Abdulsamed’den, Minşevi’den Kur’an-ı Kerim’ler dinletiliyor siz bunlarla büyüyorsunuz. TRT’nin ise sadece bir ya iftarda sunduğu bir 15 dakikalık program var, sahurda ya vardı ya yoktu bilemiyorum. Dolayısıyla o bölgelerde yaşamış insanların hayatında böyle bir radyo kültürü var. Çok tabi normal bir şey. Burada da mesela ege bölgeleri Yunanistan kanallarını çekiyor   

Burada şans faktörüne pek inanmayan çoktur ama şans mı diyelim, kader mi diyelim?

Her şey kaderi ilahide tecelli ediyor. Şansa da işte nasip öyleymiş diyelim.

Peki üstadım burada size bir soru sormak isterim bizim ülkemizin biraz şimdi son 10, 15 yıldır değil ama daha önce dışarı kapalı olmasından dolayı özellikle İslam ülkelerine kapalı olmasından dolayı genellikle dindar çevrelerde en iyi dinin Türkiye’de yaşandığı, en iyi ezanların Türkiye’de okunduğu, en iyi ilahilerin burada söylendiği, Kur’an-ı Kerim’in en iyi burada okunduğu filan hep söylenirdi. Bu tip şeyleri sizde duymuşsunuzdur. Bu tip görüşlere nasıl bakıyorsunuz?

Gerçekten bu ülkenin evlatlarının ecdadı Kur’an-ı Kerim’e çok büyük hürmet etmişler. Ta Osmanlının kuruluşundan anlatılan anekdotlar basit şeyler değil. Bunlar çok hürmetkâr dedelerimiz varmış elbette. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Ve Kur’an-ı Kerim Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu İstanbul’da yazıldı derler bu doğrudur. Gerçekten Mısır okuyucularının başarısıyla şöhret bulmuştur. Ama aynı güzellikte ülkemizde de okuyanlar vardır bunu kabul etmemiz lazım. Fakat ülkemizde yazılan Kur’an-ı Kerim benzerleri dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur. Bugün Arap ülkelerinden İstanbul’a bizim Türk hattatlarından hat sanatını öğrenmek için gelen yüzlerce öğrenci vardır. Hamdolsun bu çok güzel bir şey. Ama şunu kabul etmemiz gerekiyor sizde gidip görmüşsünüzdür bir Şam Emevi Camiinde koroyla okunan ezanın bir benzeri başka bir İslam ülkesinde yok. Cuma’dan önce okunan o neşideler, kasidelerin bir başka örneği yoktur başka ülkede. Eğer haksa bu hak onlarındır.

Biz Sabah Fakhri’den bir pasaj yayınlamıştık geçenlerde Seyr Fm’de

Dinledim; Çok güzel bir eserdi

İmam Bûsîrî’nin Kasîde-i Bürde’sinden;  sizin daha aşina olduğunuz metinler.

Evet, işte bir gelenek bunu Ümmügülsüm’de de görebiliriz. Bazı böyle meşhur olan metinleri eserlerinin arasında seslendiriyorlar. Zaten onlar aşina oldukları için dinleyiciler yani bunu bir dini metin gibi dinliyorlar. Her ne kadar müzik bize hareketli geliyor olsa bile biraz oraların kültüründe de kaynaklanıyor anlayış meselesi öyle diyelim.

Peki bu dinleyenlerin dinlemesinin okuyucu üzerinde ki etkisi nedir? Bu benim aklıma hep takılan bir şeydir. Biz tabi Kur’an-ı Kerim dinlerken manasını bilmediğimiz için bilmek şart değil yani insan öğrenebilir yanında okuyabilir ama o an okuyan okurken o an söyleneni anlamadığımız için ezberimizde olanları belki birkaç tane çıkarabiliriz ama bizim ona göstereceğimiz veya gösterdiğimiz reaksiyon daha doğrusu o an kalbimizin hareketiyle sanırım şu dinleyenlerin yâda Mısırlı okuyucuların etrafında onları dinleyenlerin algıladığı şey aynı değil.

Kesinlikle

Ben her zaman bunun okuyucu üzerindeki etkisini merak ederim. Kısaca önce bu dinleyici ve sonrada okuyucu üzerindeki etkisini değerlendirir misiniz?

Şimdi efendim marifet iltifata tabidir sözü her yerde geçerli. İsterseniz eski Moğollarla ilgili bir çalışma olsun, isterseniz Afrika’nın ormanlarında yâda medeniyet görmüş yerlerde marifet iltifata tabidir. Her halükarda hatibi konuşturan cemaattir. Kariyi okutan cemaattir. Bu elektriğin oluşabilmesi için bir kere gerçekten, gönülden, istekli, aşklı, muhabbetli dinleyicilerin olmasız lazım bu çok önemli bir şey. Şimdi ister hayır konusunda olsun, ister şer konusunda olsun hiç fark etmez istek çok önemlidir. Yani bir müzisyeni gerçekten dinlemek üzere oraya gelip dolduran seyirci kitlesi çok farklı duygularla okutabilir. Bu karşılıklı elektriklenme oluyor. Dinleyici gönülden dinliyorsa, gözü yaşarıyorsa sizin okuduğunuz ilahinin rengi değişir, sizi farklı formatta okutur. Cemaat sizi Kur’an- Kerim okurken çok büyük bir huşu içinde dinliyorsa çok farklı okutur. Eğer cemaat sizin okuduğunuz ayetlerin manasını biliyorsa işte o zaman sizin okuduğunuz ayetlerdeki makam cemaatte yankı bulur. Bir dua makamını hüzünlü bir sesle, Allah’tan yalvararak dile getirdiğiniz zaman cemaatin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Ama o ayetlerin manasını bilmesi lazım. Bizim maalesef bunu üzülerek söyleyelim Kur’an-ı Kerim’in bize ne söylediğini bilmiyoruz. Çoğu zaman musikisi bizi etkiliyor. O da işte musikiden etkilenenler herkes musikiden etkilenmeyebilir. Ama manasını bilmiş olsaydık Rabbimizin bize hitabını Kur’an-ı Kerim o zaman bize en çok lezzet veren dinlediğimiz şey olurdu. Başka şeylerden gerçekten çok fazla ihtiyaçta duymazdık. Kur’an-ı Kerim’in maalesef manasına vakıf olamayışımız onu yeterince aşkla, sevkle, dikkatle kulak kesilerek dinlememize engel oluyor. İşte bu sebeple Arap okuyucuları okurken cemaat aralarda Allah diye bağırıyor. Bağırmaması mümkün değil tabiri caizse adamın içi yanıyor. Adam o gelen müjdeden etkileniyor mümkün değil yani. Bildiği için manasını. Şimdi burada da şarkının sözlerini biliyor nerde alkışlanması gerektiğini biliyor çünkü o anda etkileniyor o sözden bu tabi bir şey.  

Mesela aklıma şuan bir iki tane misal geldi. Bir topluluk Kur’an-ı Kerim okurken Selmanı Farisi Hazretleri oradaymış. “Onların uğrayacakları yer Cehennemdir” ayeti gelince feryadı basıyor çöle doğru gidiyor iki üç gün hiç yok. Bir ayet bile anlayanına göre nasıl etkiliyor. Yâda mesela yine Mekke döneminde Peygambere inanmayanların Kur’an-ı Kerim’i kapı arkalarından, duvar arkalarında gizlice, ürpere ürpere yâda dehşetle dinlemeleri. Yani öyle bir hitabı var ki, anlayan demek ki bağırıyorlar işte “Sallu aleyh” diyorlar, “Allah” diye bağırıyorlar demek ki bir şey harekete geçiriyor onları Kur’an’ın hükmü, söyleyişi, söyleyiş tarzı o ayetin ifade ettiğiniz gibi içindeki müjde yâda tam tersine ceza

Evet, evet. Resülullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Aişe annemizin anlattığına göre geceleri namaz kılarken müjde ayetlerinde Cenab-ı Hak’tan niyazla dilerdi azap ayetlerinde Allah’a sığınırdı. Yani okuduklarıyla yaşayarak adeta bir namaz kılarmış. Böyle olunca tabi ki okuyucuda etkilenir bundan dinleyicide. Son yıllarda Kur’an ziyafetleri oldu malumunuz ülkemizin çeşitli beldelerinde, şehirlerinde. İnsanlarımız çok meylettiler, çok güzel şeyler oldu. Kur’an-ı Kerim’i çok dinletmek lazım, Kur’an-ı Kerim’i anlamıyla birlikte anlatmak lazım. İnanın ki öylesine muazzam güzellikte ayetler bize hitap ediyor ki fakat biz sadece ramazanda sanki Kur’an’la beraber olup sonrasında ondan ayrılmak gibi bir ……. Sahibiz gibi düşünüyoruz, yanlış. Kur’an-ı Kerim bir mümin için “Allah’ım geceler boyunca, gündüzler süresince bana Kur’an’la beraberlik nasip et” diye dua edeceğimiz bir mukaddes kitaptır. Oruçla birlikte mahşer gününde şefaate hak kazanan tek varlıktır Kur’an-ı Kerim. Ama doğrusu işte çok beraberliğimiz olmuyor.

Hocam siz daha iyi bilirsiniz.

Estağfurullah

Kur’an okuyan birisi ben Allah’la konuştum derse o yalancı değildir, doğru söylemiştir sözüne istinaden söylüyorum bunu. Hakkın konuşması yani kelamullah bu irtibatla insanın hani konuşmadaki diyalogu bilmesinde galiba çok önemli fayda var. Bugünlerde olan bir gelenek var. Mesela meallerden okunuyor Kur’an-ı Kerim’i anlamak için bu bunu sağlamıyor ben dikkat ettim. Yani bir ayeti kelimeleriyle anlamını ezberlerseniz bir ayeti o sağlıyor. Bire bir çünkü Arapça okunduğu zaman, Arabî lisanla okunduğu zaman Kur’an-ı Kerim o an okunan şeyin ne olduğunu bildiğinizden dolayı ona tepki verebiliyorsunuz, ondan etkilenebiliyorsunuz. Ama meal okuduğunuz zaman Arapçasından kopmuş oluyorsunuz, o sizi duygulandırmıyor.

Çok doğru. Şimdi buyurduğunuz husus çok önemli. Mesela bir ayeti kerime geliyor. ( bu arada Ayet okuyor) Şimdi bu Cenab-ı Hakk’a hitaptır ve kulun Rabbiyle konuşmasının tam bire bir örneğidir. Hitap şu: “Rabbimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Çünkü sen gerçekten karşılıksız olarak veren Vehhabsın” Şimdi mesela bunu mealden okumak yerine bunu öylesine mealen bilerek ( Ayeti söylüyor) demek çok farklıdır sizin demek istediğiniz bu işte.

Evet, sevgili dostlar bu güzel eseri dinledik ağzınıza sağlık. Şunu söylemem gerekir bu eseri Arapçaya çeviren çok iyi çevirmiş, okuyan çok iyi okumuş ve besteleyen çok iyi bestelemiş

Allah’ın lütfü elhamdülillah

Çok güzel olmuş. Tarif edemiyorum. Çünkü ben şimdiye kadar Arapça parçaların Türk usulü  okunmalarından pek hoşlanmazdım. Çünkü her eserin kendine has o çıktığı yer önemli, çıktığı yerdeki yorumu önemli. Bu çok güzel olmuş gerçekten

Elhamdülillah, Mevla’mızın lütfü  oldu hakikaten dinleyen Arapça bilenler, Arap kökenli insanlar bunun yıllar önce okunmuş bir eser gibi bir şey olduğunu söylüyorlar.

Bu arada ben bu tip çalışmaların devamını gönülden temenni ediyorum.

İnşallah.

Çünkü hakikaten bir eseri kendi dilinde okumak bir şey yani tamam Farsça bir eser Hz. Mevlana’nın Mesnevisi Farsça, Farsça bir eser Farisiler yorumlar yorumlayabilir. Ama bunu Arapçaya çeviripte o dil içerisinde içselleştirebilmek bu şekilde ve bestesiyle önemli bir çalışma. Bu alandaki çalışmalara sanıyorum bu bir milad olabilir. bu alanda çalışan arkadaşlara da çoğunu da yol gösterebilir hocam.

İnşallah, inşallah

Yanlış yerde çalışmalar düzeltilmeye çalışılıyor işin aşkı olmuyor, şevki olmuyor. Musiki aşk, şevktir demi Hocam?

Doğrudur, doğrudur

Yani başka bir şey yok özü bu. İnsanın kalbini harekete geçiren

Meleklerin dilidir musiki

Efendimizin sözü var ben bir Araptan duymuştum bu tip hadisi şerifleri de pek bilmiyoruz aslında “Güzel ses dinin yarısıdır”

Bunu tabi bilemiyorum ben ama Kur’an-ı  Kerim’i güzel sesle okuyunuz buyuran, makam ile okuyunuz buyuran Efendimiz musikinin önemini elbette ki bu ifadeleriyle de bize de anlatmış oluyor. Dikkat etmek gerekir.

Yani insanın kalbini çeviren bir şey.

Tabi, güzel ses ruha hitap eder.

Bir anda mesela nefsiniz süfli bir havadan ulvi bir havaya geçiyor

Tabi, onun için musiki “Musaika” meleklerin dili demek kelime yapısı itibariyle, “Musaika” Yunanca Meleklerin dili demek. Latinceye geçmiş, oradan Arapçaya geçmiş. Musiki meleklerin dili demek, meleklerin dili gibi okumak lazım.

İnşallah bu tip çalışmalar hem artar hem bu manada istifade artar hem de düşüncemiz yani halkında bu manada hani ufak tefek gayretlerle hocam eskiden güzel bir gelenek varmış yani insanlar belli sayıda ayeti ezbere bilirlermiş. Mealiyle, anlamıyla ezbere biliyor, içselleştirerek biliyor Arapça bilmese bile o ayeti biliyor mesela bu çok önemli bir kar. 

Hocam dilinizden yüreğinizden bir dua istesek…

İstirham ederim. Hz. Cebrail Peygamber Efendimize gelerek bu duayı öğretmiştir İbn. Ömer(r.a.) rivayet ediyor. “ Ey göklerin ve yerin nuru, Ey göklerin ve yerin güzelliği, Ey göklerin ve yerin bireyi, Ey göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı, Ey Celal ve ikram sahibi, Ey yardım dileyen dileyenlerin yardımcısı, imdat dileyenlerin imdat edeni, Ey istek sahiplerinin isteklerinin bulduğu son sıkıntılarının sıkıntısını gideren, tasalıları rahatlatan, zarurette olanların dualarını kabul buyuran, kötülüğü gideren, merhametlilerin en merhametlisi, âlemlerin ilahı bütün ihtiyaçlar senin sayende giderilmiştir Ey ikram sevenlerin en ikram severi, Ey merhametlilerin en merhametlisi! Amin.

Hocam çok teşekkür ediyorum, şeref verdiniz bize

Şeref bulduk efendim ben teşekkür ederim sağ olun Allah razı olsun.

 

Davut Göksu

HaberKültür.Net

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Özel Röportaj kategorisine ait diğer haberler
 20:55  Nefs hırsız gibidir
 13:12  Gönle deva bestekâr
 11:17  Haç ve Hilal'in kavgasını yazıyorum!
 17:28  Samimiyet vardı Allah lutfetti
 09:10  Ömer Muhtar’ın Oğlu İle Konuştuk!
 22:40  ‘Müzik Ölmemeli’
 10:56  Kardeşlik his meselesidir!
 12:05  Kurguyu algılar belirler
 12:31  Müzik dili bitmez bir senfonidir
 12:01  Hepimiz Allah’a doğru yürüyoruz

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat