Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Haber  
 İsmet  Özel Kur’an Devleti istiyor
İsmet Özel Kur’an Devleti istiyor
12 Kasım 2011 - 05:07:16
Zurnanın zırt dediği yer İstiklâl Harbi’dir…

Ne tarihî olan, ne de tarihi olan abese irca edilebilir. Bu hükmü bir şeyin abese irca edilebilir oluşunun o şeyi tarihî olmaktan çıkardığı, o şeyin bihakkın tarihlendirilemediği hükmüyle ikame edebilirsiniz. Son asırda Türklerin millî hayatı bakımından tarihî olan ve tarihi olan Türkiye Cumhuriyeti’dir; ve lâkin aynı asırda Türklerin millî hayatı bakımından “İnkılap Tarihi” her veçhesiyle abestir. O halde şöyle sual edelim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Kur’an Devleti ve İstihbarat Devleti diye ikiye bölmek abesle iştigal midir? Bir yanda “Kitabımız Kur’an” denildiği için ancak elde tutulabilen devlet var, diğer yanda “Biz bu şeyler olacak diye mi şehit verdik?” sualine yol açan inkılap(lar)!... Cumhuriyet tarihini esasa müteallik kanaate istinaden izah edebilirim diyen herkes bir “Kur’an Devleti”nden bahsetmek mecburiyetindedir. Abesle iştigal Cumhuriyet tarihini izah etmenin en kolay yoludur diyenler ise başından beri hükümran olanın istihbarat devletinden başkası olmadığı yaklaşımına sarılacaktır. 

Birinci Cihan Harbi’nin sona ermesi yeni bir dünyanın kurulma şartlarını temine matuftu.

Kapitalizm hodri meydan demişti. Savaşın sonu, kapitalizmi, Dünya Sistemi’ni, Medeniyet denilen canavarı gıdasız, susuz ve giderek nefessiz bırakması muhtemel beşerî kuvvetlerin de dünyayı terk etmeleri demekti. Sermaye kendini tez elden zafere ulaştıracak yolun üzerindeki iri taşları, dikenli çalıları temizledi.  Çar’ın, Kayzer’in, Sultan’ın sonu gelmişti. Bir askeri kuvvet ve bir siyasi teşkilât olarak İslâm yerküreden tard edilmişti. Arz üstünde küfrün yekpare bir millet olarak ezici ağırlığa kavuşması zaman alacaktı. Bu zamanı kazanmak, Türkleri bir süre bir yerde bekletmek gerekiyordu. 27 yıllık tek parti yönetimi bekletenlerin bir bildiği olduğu fikrine saplanarak geçirildi. 14 Mayıs 1950 tarihinden itibaren saplantıdan vazgeçilmesinin felâket olmayabileceği düşünülmeye başlandı. Nasıl olursa olsun bir Kur’an devletimiz vardı. 

27 Mayıs 1960 sabahı Türklerin Kur’an devleti âniden zâil oldu.

Bu demek oluyordu ki, mânâ itibariyle Türkiye bir bağımsız ülke olarak Dünya Sistemi defterinde artık görünmeyebilirdi. Sistemin rabbleri defterden Kur’an devletini sildiler mi? Hayır, sadece bir abrakadabra devreye girmiş ve pattadak I. Dünya Savaşı sonrasının şartlarını havi sayfa çevrilince Kur’an devleti görünmez hale gelmiş idi. Bundan böyle kendini sadece II. Dünya Savaşı sonrasının istihbarat devleti gösterecekti. Çankaya’ya 27 Mayıs 1960 sabahı gelen üniformalılara “Beni tevkif edemezsiniz; ben komitacıyım” demişti Celâl Bayar. Adnan Menderes ise kendini tevkife gelen genç hava subayına “Cürmüm nedir?" sualini tevcih etmişti. İşin içinde tarafmış gibi rol alanlar bile neyin içinde olduklarını bilmiyordu. Türkiye bağlamında hayatı değer taşıyan hiç kimsenin olan bitenden bir şey anladığı yoktu. Sizin anlayacağınız, NATO (Kuzey Atlantik Pakt Teşkilâtı) bugün Libya’da yaptığının provasını ellibir sene önce Türkiye’de yapmış, ülkeyi PAX AMERICANA hizasına sokmuştu. O âna kadar Türkiye Cumhuriyeti, milliyetçi Arapların Türkleri mürted ilân etmeleri nobranlığına sebebiyet veren ve lâkin Türklerin “Önce Vatan” deyip yeni şartlarda Allah rızası kazanmanın zaruri sahasını ellerinde tutmak üzere sahip çıktıkları bir teşkilât idi. Defterin yeni açılan sayfasına onun yerine yazdırılan istihbarat devleti Kur’an devletini canlı kılan anlayışın aksi istikametinde bir temayülü azdırdı.

Bütün bunlar hangi zeminde cereyan ediyordu? Türk milleti deyince devletlerinin bir çırpıda yok edilmesine ses çıkarmayacak kadar rezil bir milleti mi anlamak gerekir? Bilakis, devletlerinin kıymetini Türkler kadar bilen millet dünyada yoktur. Bu bilindiği için minare hırsızları birçok müsait kılıf hazırlamışlardır. II. Osman saltanatından günümüze kadar yaşadığımız sıkıntıların, eziyetlerin, katliamların çoğunu değil, tamamını Türk'e Türklüğünü, gâvura gâvurluğunu ispat gayretinde olan mütegallibe çıkarmıştır. Her çeşit para babasının, paşalıkla servet edinmişlerin gelir kaynağına inerseniz her şey âyân beyan ortaya çıkabilir. Türkler XIII. asırdan günümüze kadar hiçbir zaman müesses nizamın kaymağını yiyen takıma mensup kavmi temsil etmedi.

Zurnanın zırt dediği yer İstiklâl Harbi’dir.

Türk tarihi boyunca, hangi yolla, neler kaybetti isek hepsini İstiklâl Harbi verdiğimiz için bulduk, geri aldık. Hani, derler ya, Allah fakir kulunu sevindirmek için eşeğini kaybettirir ve tekrar buldururmuş. Öyle mi oldu gerçekten? İçinde ne kadar doğruluk payı olsa da, yukarıdaki anlatım doğru değildir. Doğru ifadeyi şu yoldan bulabilsek gerek: Allah ne zaman zümre-i fukaradan bir kulunu sevindirmek ister ise, ona merkebini kaybettirir ve lâkin akabinde o kuluna hayvanını semersiz buldururmuş. Fakir kul demeyip zümre-i fukara derseniz, çaresiz, bînasip insanları değil, dünya malıyla imtihan edilme yükünden arınmış insanları kastetmiş olursunuz. “Fakir kul, fakir bir Allah’ın kulu” gibi tabirler yakışıksızdır. Zira kulluk bilincine ermek başlı başına bir zenginliği elde tutar hale gelmek demektir.

Türk milleti balın verdiği sarhoşluktan halen ayıkabilmiş değil

Hangi türden olursa olsun dünya hayatını idame ettirme vasıtalarına vaziyet etmek fukara zümresinin nefes almasını kolaylaştırır. Şükrederek yaşarlar. Nefes almakta zorlanmak ise canından bezmeğe varır. İnsanın böyle durumlarda imânı gevrer. Oysa kul kolay nefes aldıkça canının kıymetini daha çok bilir ve imânının daha kuvvetlenmesi yoluna girer. Merkepsiz kalmanın ne mânâ taşıdığı zehrini tattıysa insan, yeniden hayvanla buluşturulup semerden mahrum bırakılmayı bala kavuşmak sanacaktır. Her ne kadar aradan geçtiyse de seksen sekiz yıl; Türk milleti balın verdiği sarhoşluktan halen ayıkabilmiş değil. 

İsmet Özel, 12 Kasım 2011

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=567&KID=1

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Özel Haber kategorisine ait diğer haberler
 00:38  Üstad’ın şanına layık bir anma!
 12:34  Hoşgeldiniz canlar!
 14:44  İçerikte derinlik estetikte öncelik!
 09:17  Bir yeniden doğuş merasimi: Umre
 12:43  Dua Edelim!
 12:00  Yenidünya'dan Kutlu Doğum
 09:25  es selamu aleyküm
 10:21  İstanbul’da eğitim çağ atlıyor!
 11:51  Müzik bir başkaldırıdır!
 12:16  Mevlevihanede Genç Düşünceler

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat