Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Gezi Kültür  
İran'ı mutlaka gezmeli
İran'ı mutlaka gezmeli
15 Aralık 2009 - 12:06:10
Dr. Ayşe Asuman Zengin İran gezisindeki izlenimlerini yazdı.
 
DR AYŞE ASUMAN ZENGİN
 
Geçtiğimiz yaz kızım ve ben, temmuz ve ağustos ayları arasında 12 günlük bir süreyi İran’ın Tahran, İsfahan, Şiraz ve Tebriz şehirlerinde geçirdik. Bu yazıyı İran halkının şahsımızda Türkiye’den gelen misafirlere gösterdiği hüsn-ü kabule karşılık vefa duygularımı ifade etmek için kaleme alıyorum. Öncelikle daha önce İran’a gitmemiş bulunan okuyucuların bu büyük ve güzel ülke hakkında duydukları her şeyi zihinlerinden sildikten sonra hatıratıma kulak vermelerini rica ederim. Çünkü bize kıyasla daha fazla kendi içine kapalı bir toplum olan ve turizm ya da medya yoluyla tanıtımını yapmakta pek de başarı gösterememiş bulunan bu ülke halkının hiç de haketmedikleri bir olumsuz önyargı sağanağı altında kaldıklarına yakinen şahit oldum.
 
İLK MERHABA
Tahran havaalanına bir Cuma sabahı indik. Türkiye’deyken kendisiyle bağlantı kurduğumuz ve orada ticari bir girişimi başlatmak üzere bulunan Akif Bey, daha önceden hiçbir tanışıklığımız olmadığı halde bizi karşıladı. Söylediğine göre resmi işlemleri beklerken geçen zamanı Türk misafirlere gönüllü mihmandarlık ederek geçirmekteymiş. Bu şekilde o da İran halkına karşı vefa borcunu ödemeye çalışmakta, birçok akademisyen ve araştırmacı ile de bu suretle tanışmış olmaktaydı. İran’dan iyi intibalarla ayrılmamız için elinden geleni yaptı . Resmi tatil günü olan Cuma günü İran’da bütün müzeler kapalı olduğu için bize gezecek yer olarak sayfiyeler ve parklar kalmıştı. İlkönce Elbruz dağlarına sırtını yaslamış olan Tahran’ın nefes aldığı Derbend’e gittik. Bu sırada gözlem yapma imkanı bulduğum Tahran halkı beni biraz hüsrana uğrattıysa da gördüklerimin İran’ın gerçek profilini yansıtmadığını çok geçmeden öğrendim. Hafta sonu tatilinde kendini yakın sayfiyelere atan orta ve alt kesim insanlarla karşıkarşıyaydık. Tahran’ın elitleri, ulema sınıfı ve aileleri bunların arasında yoktu. İran’daki başörtüsü mecburiyetini adeta “lanet olsun” diyerek uygulamak zorunda kalan ve henüz yakın geçmişte yaşanmış olan seçimlerde haksızlığa uğradıklarını düşünen tepkili bir halkla karşılaşmıştık İran’da ilk önce. Yine de şehrin genel sükunetinin bozulduğu hiçbir taşkınlığa rastlamadık. Herşey kendi mecraında akmaktaydı. Aynı günün gecesinde İsfahan’a yapacağımız otobüs yolculuğunun saatine kadar Lale parkında dinlendik. Tahran’lılar da tatil günlerini parklarda piknik yaparak, dinlenerek geçiriyordu ve sahip oldukları özgüven ve nezaket dikkat çekici bir şekilde kendini göstermekteydi.
 
İSFAHAN  
İran’da şehirlerarası otobüsler gayet konforlu. Bir sırada üç koltuğun bulunduğu VIP sınıfında olanlar en iyileri. Sabah 05.30 sularında şoförümüz ‘Isfahan’ diye seslendi ve köhne bir terminale indik. Terminalin mescidine gittik. Başka bir mezhebin mensuplarını görmeye alışmamış bulunan İran’lı kadınların şaşkın bakışları arasında sabah namazlarımızı kıldıktan sonra bir taksiyle şehir merkezine yöneldik. İran’da benzin Türkiye’ye nisbetle 20 kat ucuz. Taksi ücretleri de ucuz ama aynı oranda değil. Dünyaca ünlü İmam ya da Nakş-ı Cihan meydanına yakın bir yerdeki otelimize yerleştik. Türkiye’deyken bizi İran’daki yemekler konusunda da uyarmışlardı. Doğrusu bu konuda söylenenlerin eksiği var, fazlası yokmuş. Türklerin damak tadına uygun bir yiyecek dükkanı neredeyse yok. Unlu mamüllerin tamamı tatlı, restaurantlardaki yemekler gayet yağlı, geriye fast food satan yerler kalıyor. Onlar da bizdekilerle boy ölçüşemezse de son bir iki gün mecburiyetten katlandık. İsfahan’a geldiğimizde farklı bir İran resmiyle karşılaştığımızı hemen hissettik. Burada sakin, telaşsız, dingin bir hayat var. Hanımlar Tahran’a göre daha fazla rağbet ettikleri ‘’çador’’larını sanki vücutlarının bir parçasıymış gibi ustalıkla taşımaktalar. Adeta küreselleşen dünyanın dışında bir yerlerde olduğumuzu düşündürecek şekilde dindarlıklarını gösterişsiz, iddiasız ve içselleştirmiş bir şekilde yaşıyorlar.
 
NAKŞ-I CİHAN MEYDANI
Nakş-ı Cihan meydanı dünyadaki en büyük ikinci meydan. Şah Abbas tarafından inşa ettirilmiş İmam Camii meydanın bir başında, iki yanda ise Şeyh Lütfullah Camii ve Ali kapu sarayı var.  Bu üç bina bizdeki kapalıçarşıya benzeyen ve dikdörtgen şeklinde uzanan çarşılarla birbirine bağlanıyor. Camilerin mimarisi ve İran çiniciliğinin en güzel örneklerini ihtiva eden süslemeleri insanı hayran bırakacak kadar güzel. Meydanın hemen yakınında yer alan Çehel Soton (kırk sütun) sarayı bahçesinin güzelliğiyle insanı adeta aciz bırakıyor. İranlıların bahçe düzenlemelerine olan ilgileri saraylarda zirve noktasına ulaşmış. Bu bahçelerde mutlaka yön tayin eden upuzun bir havuz var ve havuzun etrafı iklime uygun ağaçlarla donatılmış. Bu sarayın verandasında bulunan 20 adet yüksek ahşap sütun havuzda yansıyınca sayı kırka çıkıyor. Saraya bu yüzden kırk sütun sarayı ismi verilmiş.   İsfahan’daki ikinci günümüzde Türkiye’deyken internet yoluyla irtibat kurduğumuz Faize Karbasi ile buluştuk. Üniversitede İngilizce tercümanlık okumuş bu genç kız, gönüllü olarak turistlerle ilgilenmekteydi. Bize Zayende nehri üzerinde bulunan Se-o-se pol köprüsünü, Haju ve Kubi köprülerini, İsfahanlı Ermenilere ait Vank katedralini, Meryem kilisesini, Çarbağ medresesini, Heşt beheşt (sekiz cennet) sarayını, ve şehrin her yerine serpilmiş bulunan parkları gezdirdi. İsfahan’da o kadar fazla park var ki sanki bu şehir bir parkın içine inşa edilmiş hissine kapılabilirsiniz. 
 
FAİZE’NİN EVİNDE
Üçüncü gün, Faize bizi evine davet etti. Evin hanımı yer sofrasında bize İran’lıların çok tükettiği safranlı pirinç pilavı ve mangalda pişirilmiş karaciğer ile birlikte İsfahan’ın meşhur mis kokulu kavunlarından ikram etti. Kısmen İngilizce, kısmen de kızım vasıtasıyla Farsça anlaştık. Birazdan evin beyi de geldi. İran-Irak savaşında bir gözünü kaybetmiş bulunan bu eski askerin her halinden, ziyaretimizden çok memnun olduğu anlaşılıyordu. Hemen iki kalın cilt halinde Mesnevi’nin farsça şerhini getirip bir-iki beyit okudu. Bizim de konuya yabancı olmadığımızı öğrenince çok sevindi. Ayrılırken taksi çağırdı ve gideceğimiz yerin ücretini de ödedi. Sadece hasbi kardeşlik duygularının etkisiyle bize hüsn-ü kabul gösteren bu aileden muhabbet hisleriyle dolu olarak ayrıldık. Otobüs terminaline giderek gece saat 23.00 daki Şiraz otobüsüne bindik.
 
ŞİRAZ
Ertesi sabah 06.30 da Şiraz’daydık. Şiraz, orta halli bir şehir ve ilk bakışta kendini ele vermiyor. Şehri keşfetmek için kapıların, duvarların arkasına bakmak gerekiyor. Bu şehirde İran bahçelerinin en güzel örneklerini ve aynakari üslupla süslenmiş irili ufaklı sarayları görmek mümkün. Safevi hükümdarı Nadir Şah’ın sarayının bahçesi İrem bağı adıyla anılıyor ve hakikaten rüya gibi bir yer. Çok özenli bir şekilde tanzim edilmiş bu büyük bahçeyi ve içine girmemize izin verilmeyen ancak dışarıdan bakıldığında da insanı hayran bırakabilen sarayı gezdikten sonra bir taksi şoförü ile anlaşarak Hafız-ı Şirazi’nin, Sadi Şirazi’nin kabirlerini, Kerim Han sarayını ve Şiraz’daki irili ufaklı birçok mescit, saray ve müzeyi gezdik. Hafız’ın kabri son derece estetik bir yapı ve İranlılar tarafından çok rağbet görüyor. Biz oradayken ziyarete gelen kızlı erkekli genç İranlılardan oluşan bir grup, kabrin başında oturdu, genç erkeklerden biri elindeki Hafız divanından tefe’ül yaparak bir sayfayı açıyor, çadorlu bir genç kıza veriyor, o da vurgulara dikkat ederek özenle şiiri okuyordu. Daha sonra gezdiğimiz Kerim Han Kalesi ya da Sarayının da unutamayacağım mekanlardan biri olacağını sanıyorum.
 
İÇLİ İÇLİ AĞLAYAN KIZLAR
Şoförümüz yaşlı biriydi ve arabasında bulunan kalın bir Farsça-İngilizce sözlükten İngilizce öğrenmeye çalıştığı anlaşılıyordu. 15 dolar karşılığında Şiraz’ın gezilebilecek belli başlı yerlerini gezdirerek bizi otelimize bıraktı. Ertesi gün doğunun geleneksel çarşı konseptine örnek teşkil edebilecek yerlerden biri olan Vekil pazarına daha sonra da 12 İmam’dan birinin çocuklarından biri olduğunu öğrendiğimiz İmamzade’nin kabrine yani Aramgah-ı Şah-ı Çerağ’a gittik. Şiraz’da halkın dini hassasiyetleri oldukça fazla. Burayı ziyaret etmek için bizim de çador giymemiz gerekti. İçerisi yine aynakari usulde tezyin edilmiş son derece şatafatlı bir görüntüye sahipti. Çadorlu kadın polisler insanların edebe mugayir davranışlarına mesela çadorun açılmasına veya namaz kılınan yerde uzanıp yatmalarına pek de nazik olmayan bir şekilde mani oluyorlardı. 
 
TEBRİZ
İran, yüzölçümü itibarıyla büyük bir ülke ve şehirler arası mesafe gayet fazla. Gezimizin son durağı olan Tebriz’e dönmek için yurtiçi uçaklardan birini kullanmak zorunda kaldık. Şiraz havaalanında Rus Topolev tipi uçaklardan birine bindik, 2.5 saat sonra Tebriz’e indik. İran halkı ambargo sayesinde hemen her türlü ihtiyaç maddelerini kendileri üretmeyi öğrenmişler. Battaniyeden sıhhi tesisat armatürüne, televizyondan otomobile kadar her şey yerli malı. Dışarıdan ithal edilenler arasında Türk malları revaçta. Gezimizin son durağı olan Tebriz, Azarbeycan eyaletinin başkenti ve İran’ın ikinci büyük şehri. Burada da otelimize yerleştikten sonra şehri dolaşmaya başladık. Herkes Türkçe konuştuğu için anlaşmak diğer şehirlere göre daha kolay oldu. Sırayla Gülistan parkını, Azarbeycan müzesini, Hakaniye parkını, Mavi camiyi, Kaçar evini, Şehriyar’ın da medfun olduğu şairler anıtını ve meşhur Tebriz kapalıçarşısını gezdik. Bunların içinde Kaçar evi estetik güzelliğiyle hayranlığımızı celbetti. 1900’lü yıllarda İran’da kısa süre hüküm sürmüş bulunan Türk Kaçar hanedanından Vezir Amir Nizam’a ait bulunan bu ev şimdi müze olarak düzenlenmiş. Girişteki görevli Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bize hem Farsça Hem de Türkçe ‘hoşgeldiniz’ dedikten sonra önündeki evraka not düşmesine rağmen giriş ücreti almadı. İran’da giriş ücreti alınan yerlerden bazıları şu anda kullanılmayan camiler. Şii mezhebine göre günde üç vakit namaz kılınan İran’da camilere, cemaate ve ezana rağbet az. Bu yüzden bazı namaz vakitlerini tahmini olarak hesaplayabildik. Gülistan parkı ise Tebrizlilerin çok rağbet ettikleri bir yer. İran’ın pek çok yerinde İmam Humeyni’nin ve şimdiki dini lider Ayetullah Hamaney’in resimleri var. Ancak bu parkın girişindeki devasa Humeyni resmi gördüklerimin en büyüğü idi. Tebriz halkı, genellikle merkeziyetçi ve hem mezhep birliği hem de kendilerini ifade etmekteki rahatlıkları sebebiyle olsa gerek  halkın yüzde 75’ini teşkil eden Fars kökenli İranlılarla tam manasıyla kaynaşmış durumdalar. 
 
TÜRKLER ÇOK SEVİLİYOR
Tebriz kapalıçarşısı son derece canlı bir ticari hayatın sürdüğü büyük bir yer. Bilhassa yerli alıcılar tarafından el halıları ve halı tablolar büyük bir rağbet görüyor. Halı tablolara şöyle 4-5 adım uzaktan bakarsanız halı olduklarını anlamanız imkansız. Gerçek bir fotoğraf gibiler. Biz bu çarşıda İran minyatür sanatının örneklerini aradık ve tarif edilen dükkana elimizdeki adres yazılı kağıdı birkaç kişiye göstererek ulaştık. Burası sanat malzemelerinin satıldığı bir yerdi ve gayet kibar bir bey bizi ayrı bir bölmeye alarak seçmemiz için birçok minyatürün baskılarını önümüze koydu. Diğer müşterilerin işi bittikten sonra bizimle ilgilendi, Türk olduğumuzu anlayınca heyecanla evine davet etti. Eşi ve kızıyla tanışmamızı istiyordu. Kabul edemeyeceğimizi söyledik, o zaman eşi ve kızının bizi otelimizden arabalarıyla almalarını ve Tebriz’i gezdirmelerini teklif etti. Bunu memnuniyetle kabul ettik. Öğleden sonra çadorlu bir hanım (Nefise hanım) ve başlarını kısmen örtmüş iki genç kız otelimize geldiler. Kızlardan biri(Neda), kendi kızıydı, diğeri ise (Nesteren), Neda’nın Türk dizilerini izleye izleye Türkiye lehçesini sökmüş bulunan arkadaşıydı. Bizi arabayla Tebriz’in oldukça dışında bulunan ve eski adıyla Şahgülü , devrimden sonra ise Elgülü denilen bir sayfiye yerine götürdüler. Burada devasa bir havuz, aynı oranda büyük bir fıskiye, havuzun içinde gezinti kayıkları ve etrafında kamp yapılan geniş bir yeşillik alan vardı. Daha sonra Tebriz’in en lüks semtlerinden Vel-i Asr semtini gezdik. Ayrılırken Nefise hanım bize bir hediye paketi uzattı. Otelimize geldiğimizde paketi açtık, içinde kendi el yapımı olan küçük bir minyatür tablo vardı. Ertesi akşam, 7,5 saat sürecek bir otobüs yolculuğu yapmak üzere terminale geldik ve sabahleyin İstanbul’a dönüş uçağımızın kalkacağı Tahran’a ulaştık. Tahran’da bir tam günümüz daha vardı.
 
TAHRANI  İZLEMEK
İran’daki ilk günümüzde bize mihmandarlık eden Akif bey, bize yeniden katıldı ve 17 adet binadan oluşan Sadabad sarayına götürdü. Burası, devrik İran şahı Rıza Pehlevi ve ailesinin yaşadığı sonderece şatafatlı bir saray. Bu sarayı gördükten sonra son derece sade hayatlar süren Karizmatik lider İmam Humeyninin ve şimdiki lider Ahmedinejat’ın gördüğü ilgiyi anlamak hiç de zor değil. Tahran, 17 milyon nüfusa sahip kalabalık bir şehir ve trafik tam bir keşmekeş. Işıklandırma ve trafik polisleri son derece yetersiz. Kavşaklarda sık sık kördüğüm oluşuyor ama kavga çıktığına hiç şahit olmadım. Dönüş için yola çıkmazdan önce İran’ın özgürlük sembolü Azadi anıtını görmek için Azadi meydanına gittik. Devrimden önceki ismi Şahyad olan bu bina gerçekten heybetli bir yapı. Ancak beni mesela Hafız’ın kabri kadar heyecanlandırmadı. Gece olduğu için ışıklandırılmış bulunan anıtın etrafında arabayla bir tur attıktan sonra saat 24.00 de havaalanına ulaştık. Uçağımız saat 04.15 deydi, ve uçağı kaçırmamak için uyumamayı tercih ettik. Havaalanları ve terminallerde yolcu karşılayan İran’lıların çok güzel bir adeti var. Gelene mutlaka bir çiçek uzatıyorlar. Daha önemli misafirler içinse çiçek çelenkleri hazırlanıyor ve hemen oracıkta pasta kutuları açılarak ikramda bulunuluyor. Öğrendiğime göre gelenler de asla boş gelmiyormuş. İran’lı komşularımız kibar insanlar vesselam. 12 günlük beraberliğimiz sırasında bir kez olsun yüksek sesle bağıran, kavga eden, itişip kakışarak etrafa rahatsızlık veren kimseye rastlamadım. Nihayet uçağa bindik ve İstanbul’a doğru havalandık. İran artık benim için ayak basılmış bir yerdi, bu yüzden de gönlümde bir yer işgal etmekte, herşeyiyle beni daha fazla ilgilendirmekteydi. İran’ı görmek isteyip de çeşitli endişeler yüzünden vazgeçenlerin çok şey kaçırdıklarını düşünüyorum. İran’la ilgili her türlü tedirginliğin yersiz olduğunu memnuniyetle ifade etmek ve Türkiye-İran arasında ziyaretlerin artmasını dilediğimi bildirmek isterim.
  


Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Gezi Kültür kategorisine ait diğer haberler
 10:14  Kable’r-refik ayne’t-tarik
 17:04  Derebağın suyu başka!
 12:53  Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
 08:29  Medinem beni kabul eder mi?
 17:21  Yahyalı'da bir şelale
 17:23  Kırılmış bir vatanın gözyaşları
 15:05  Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
 14:56  Daha gezecek çok yer var!
 19:08  Şehirler onarır bizi!
 23:38  Abdulhamit'in sırları burada!

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat