Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Sufi Kültür  
 Hacer olup koşabilsem
Hacer olup koşabilsem
13 Aralık 2011 - 09:38:57
Selam Evine Vardım Bu Canım Yağma Olsun…

Beytullah’a gitme vakti gelmişti. Otelden büyüğümüzle birlikte çıktık. Söylendiğine göre Beytullah uzakta değil, yakındaydı. Çok heyecanlıydık. Öyle ki heyecandan etrafımıza bakamıyorduk bile. Yürüdük, yürüdük ve düşündük. Acaba gönüllerin titreyip, gözlerden yağmur gibi yaş boşandığı Kabe, nasıl bir şeydi. Neler hissettirecekti Allah’ın nurunu kabzeden beyt. Sonra duaların geri çevrilmediği Selam evini gördüğümde hangi duayı etmeliydim. Öyle bir dua etmeliydim ki, hayatıma nur olmalı, kurtuluşum olmalı, dünya ve ahretteki iyiliğim olmalıydı. Birkaç dua sıralamıştım, öylece yalvaracaktım Rab Teala Hazretlerine. Bu düşünceler içerisindeyken bir ses ‘mescidi harama geldik, ayakkabılarını çıkar ve başını yere eğ’’ dedi. Allahu Ekber! O sesle birlikte yüreğim elimdeydi sanki. Hayır hayır, yürüyecek mecalim kalmamıştı. Bütün bedenim buz gibi kesilmiş, can boğazdaydı. Etrafı hıçkırık sesleri kaplamıştı. Bir ablamızın kolumdan tutarak yürüttüğünü fark ettim. O kapıya yürüyerek nasıl gidecektim, sürünmeliydim. Rabbimizin yüce beytine dimdik yürümekten haya ediyordum. Yaklaştığımızı, görüş mesafesine geldiğimizi anlamıştım. Çünkü muazzam bir nur saçılıyordu etrafa. Daha da yaklaşınca aynı ses ‘kaldır başını’ dedi. Öyle heybetliydi ki heybetinden tüm vücudum sarsılmış, ayaklarım bedenimi taşıyamaz olmuştu. Kendimi dizlerimin üzerine düşmüş, secdelere kapanmış ‘’Allah’ım beni affet’’ diye yalvarırken buldum. ‘’Allah’ım beni affet’’  kulunu her şeyden ve herkesten daha iyi bilen Allah, affedilmem için dua etmemi murad etmişti.  Günahım dağları aşmış, artık yüce kapısını çalmaya yüzüm kalmamıştı ki, en çok ihtiyacım olan bu cümle, gayri ihtiyari dökülüyordu dilimden. Halbuki planladığım dua çok başkaydı. Evet, Rahman affederse beni, dünyam ve ahretim cennet olacak ve kurtulanların arasına karışacaktım.

Ey Kabe! Selam sana

Ve Yüceler yücesinin beytine bakarak kıldığım ilk namaz. Tam bir huzur hali, kılınmadı şimdiye kadar  öyle bir namaz. Ve Kabe, karanlıkların ortasında parlayan ve etrafını aydınlatan bir kandile benziyordu.  Ey Kabe! Ey Allahın nurunu kabzedip, gönlümüzü huzura gark eden beyt, Selam sana. Ey taşların en değerlisi Hacer’ul Esved. Hz. Ömer efendimizin ‘’Ey  taş! Vallahi senin bir taş olduğunu ben de biliyorum, kimseye ne fayda nede zararının olmadığını ben de biliyorum, eğer Allah Rasulü’nün kemali tazimle seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim’’ buyurduğu saadetli taş. Ey cemal, vuslat nişanı, selam sana. Ey Ruknu  Şami! Ricalullah makamı, selam sana. Ey Ruknu Iraki! İlim irfan makamı selam sana. Ey Ruknu Yemani!  İnsanlığın efendisinin sırtını dayadığı, bereket, lütuf, ihsan makamı, selam sana. Ey tevhid akidesinin incisi, atam İbrahim efendimizin ayak bastığı İbrahim makamı selam sana. Ve  Ey Altınoluk! Altında enbiyaların ve evliyaların ağırlandığı, gönüllerin yıkandığı yer, selam sana. 

Ve ilk tavaf

Bismillahi Allahu Ekber nidaları eşliğinde selamlanıyordu selam sözüne layık olan taş. Ellerimi semaya kaldırmış sadece izliyordum Kabe-i Muazzama’yı. Donmuştu kanım, dilimden dökülmüyordu dökülecek olanlar. Bu rüyamıydı Allah’ım. Rüyanın içinde rüya olur muydu Allah’ım. Beytin karşısında bu hale gelindiyse eğer, zatın karşısında ne hale gelinirdi kim bilir. Tüm mü’minler tek bir beden olmuşcasına dönüyordu dönülecek olana. Her taraftan yakarma ve ağlama sesleri geliyordu. Hep bir ağızdan yalvarılıyordu. Hep bir ağızdan yükselen Amiiin sesleriyle yankılanıyordu Haremi Şerif.  Eller, tek bir Rabbe uzanıyor, başlar tek bir Rabbe secde ediyordu. Gözyaşları sel olmuşcasına  akıyordu. Ve bedenlerin en kıymetlisi kalp, tek bir Rab için çarpıyordu. Enbiyanın ve evliyanın ayak bastığı mübarek taşlara basmayı nasibetmişti Hak. Aynı gök kubbenin altında affa ermek için yalvarmayı nasibetmişti. Aynı zemzem’den  Kevser şarabına kanarcasına içmeyi nasibetmişti. Ve inşallah temizlerin arasına karışmayı da nasibedecekti.

Bir ara Kabe’nin hemen üzerinden yükselen, gecemizi aydınlatan aya takılıyor gözlerim ve Sahabe-i Kiram efendilerimizin, Allah Rasulüne ‘’Ya Rasulallah bir aya baktık bir de sana vallahi sen aydan daha parlaksın deyişleri geliyor aklıma, hemen arkasından  Aişe annemin ‘’Mısır kadınları Yusuf’u gördüklerinde ellerini kestiler, eğer benim efendimi görselerdi  bıçağı sinelerine saplarlardı’’ sözüyle temaşa ediyordum güzelliğini. Artık tamamlanmıştı tavaf sıra Sa’y’da idi.

Ey Hacer Annem! İzin ver senin gibi koşayım

Safa ve Merve tepeleri arasında ümitli bir yürüyüş. Hacer annemizin evladı İsmail efendimizin susuzluğunu gidermek için iki tepe arasında ümidini hiç yitirmeden yürüyüşü gibi bir yürüyüş. Ey Annem! Ey Hacer annem! Sen, Allah katında ne kadar değerlisin ki, tüm insanlık ayak izine ayak izleri denk gelir mi diye senin koştuğun yerde koşuyor,  senin yürüdüğün yerde yürüyordu.  İnsanlığın susuzluğunu giderecek olan ilk tohumlar atılıyordu. Çocukların ağlama sesleri geliyordu paslanmış kulaklarıma. İsmail efendimizin ağlayışını canlandırıyorlardı sanki. Yüreğime bir iz bırakıyorlardı o yanık sesleriyle. Tamamlanan sa’yın ardından saçlarımızın ucundan biraz kestirerek umre yapmanın heyecanını yaşıyorduk.  

Her yürek bir Hz. Hatice olmak istedi

Zaman geçiyordu Allah Rasulü’nün kainata iz bıraktığı yerlere gitme vakti gelmişti. Bunlardan biri Nur dağı. Vahyin geldiği yer Nur dağı. Cebrail’in tertemiz bedeni sımsıkı sardığı yer Nur dağı. Hz Muhammed’ın (s.a.s) Rabbine kavuştuğu yer Nur dağı. Secdeye kapanmış bir görüntüsü vardı mübareğin. Öyle yüksekti ki Hz Hatice annem geldi gözlerimin önüne. Dahi kadın, sadık kadın Hz. Hatice.  Allah’ın kendisine selam verdiği kadın Hz. Hatice. Cennet kadınlarının efendisi Hz. Hatice.  Teslimiyetin zirvesi annem! Her gün hem de birkaç kez nasılda çıkıyordun o tepeyi.  Nasıl bir sevdaya sahiptin andıkça annem Hatice’yi, her yürek bir Hz. Hatice olmak istedi. Ya Rab! Hatice annem gibi sadık ve teslim eyle bizi.

Hüzün deyince yüzün oluyor ey Sevr

Ve sonra  Sevr mağarası.  Mekke’den ayrılırken  “Ey Mekke ben seni çok seviyorum ama senin insanların beni rahat bırakmıyor’’ deyişin geliyor aklıma ve o tepeler, peygamber sözünü sessizliği  ve hüznüyle onaylar edasıyla ziyaretçilerini ağırlıyordu. Ey Mekke’nin sapkın müşrikleri! ne kadarda zulmetmiştiniz Kainatın İncisine.  Gözlerimin önünde canlanıyor Peygamberi direniş. Dik duruşu, yılmayışı öğretiyor halsiz gönüllere. İnsanlığın imanı için canını dişine takışı, Rab Teala’nın tabiriyle kendini helak edercesine üzülmesi  canlanıyor. Hüzün var Sevr de. Çünkü Allah’ın sevgilisi, ayrılıyor Sevr’in şehrinden. Bir gidişle gidiyor Peygamber.  Bu gidiş tamamen ayrılış değil, en iyisiyle geri dönüşü müjdeleyen bir gidiş. Kabe’nin putlardan temizlenip, Rabbine kavuşacağını müjdeleyen bir gidiş. Büyük bir ümmeti müjdeleyen bir gidiş. Ya Rab Her gidişimizi onun izinde gidişlerden eyle. Ve Ensar’ın yurdu, şefkatli Medine, Kainatın Efendisi’ne ve ümmetine açmıştı tüm sıcaklığıyla kollarını. Heyecanla bağrına basmayı bekliyordu.

Hanife Rana Emre

HaberKültür.Net

 

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Sufi Kültür kategorisine ait diğer haberler
 10:09  Allah’a Bir Olarak İman
 12:01  Hamd Darlıkta Edilir
 10:26  Ve Allah Kadını İşitti!
 10:33  Kâinat büyük mescit
 14:48  Faniler faniliğini bilse…
 20:40  Muhammed'in Hatice'si
 10:39  Akılcı Bakan Dünyayı Görür
 03:01  İsyanda Kuddusi şedid
 02:14  Zeyrek yokuşunda bir veli
 08:20  Kutlu Annelerimiz

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat