Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Röportaj  
 Zuhurata tabi ol hayatını yaşa
Zuhurata tabi ol hayatını yaşa
14 Aralık 2011 - 09:03:34
Zuhurat önemli şeyler söylüyor…

ZuHÛrat grubunu kimler, nasıl kurdu, hangi amaçla kuruldu, ismi neden zuHÛrat oldu gibi sorular etrafında bize zuHÛrat’ı anlatır mısınız?

Bekir Şahin Baloğlu:“Fiiliyata karışma zuhurata tabi ol” başlığı bizim grubumuzun sloganıdır. İlk önce bu sloganı ilk defa nasıl duyduk, öğrendik bunu açıklayalım isterim.

Serkan Kamacı: ilk önce şöyle bir şerh düşeyim, bendeniz bundan on yıl evvel sema öğrenmek için Konya’ya gitmiştim. Sema hocam Abdurrahman Abukan  ile Konya’da bir caminin altında sema meşk etmeye başladık. Konya’da üç ay boyunca, sema öğrenmek için bulundum ama, bunun dışında da bir çok güzellikler nasip oldu. Ney de üflediğim için programlara çıkıyorum, başka yerlere gidiyorum, ney dersi veriyorum falan. Sema hocama dedim ki, buraya geldik ama ben hiç sema öğrenmiyorum. O da dedi ki, “Fiiliyata karışma zuhurata tabi ol” bundan on yıl evvel söyledi ama ben ancak şimdi anlayabiliyorum ne demek istediğini. Ki o zaman sorgulasam anlayabileceğim bir iş değil.

İşte o söz yaklaşık on yıl sonra, Bekir’le beraber Dolmabahçe Sarayında bir programa davet edilişimizle benim zihnimdeki anlamına oturdu. Bendenizi ney üflemek üzere oraya davet etmişlerdi, Bekir kardeşimi de ud icrası etmesi için davet etmişlerdi. Benim programlara erken gitmek adetimdir, Bekir de o yol üzere davranmıştı ki, ikimiz bulunduk orda. Ve Dolmabahçe sarayında Bekir’le beraber programımızı yaptık elhamdülillah. O an aramızda bir muhabbet hasıl oldu. Birbirimizin telefonunu aldık ve ayrıldık. Aradan biraz zaman geçtikten sonra yine bendenize bir konser için teklif geldi, ben de Bekir’i kardeşimi çağırdım. O da sağ olsun teşrif buyurdu. Programdan sonra evlere giderken Bekir’le ayaküstü sohbete başladık. “Sen ne yapıyorsun, nerelisin?” İlk defa bu kadar samimi konuşmaya başlıyoruz.  Ben de dedim ki Gaziantepliyim. Bekir kardeşim de, orda şöyle bir zât var, tanıyor musun, dedi. Tanımaz olur muyum, dedim. Daha sonra Bekir’in de o zatla olan münasebetini öğrenince aramızdaki  muhabbet daha da arttı.  Hem gönül birlikteliği kurmuş olduk manevi manada,  hem de musiki birlikteliği kurduk, birlikte eserler icra etmeye başladık. Gördük ki gönülden gönüle çok güzel alışverişler oluyor aramızda ve sonra işte benim on yıl önce duyduğum bu “ZuHÛrat” ismiyle bir grup kuralım ve konserler verelim düşüncesi doğdu. Çünkü tanışmamız da gördüğünüz gibi tam bir zuhurat oldu. Tabi askerliğimizi birlikte yapmış olmamız, ev arkadaşlığı yapmış olmamız, o bahsi geçen zatla olan ortak münasebetimiz neticesinde ortaya çıkan bir fikirdi bu. Ve kendisiyle birlikte yaklaşık olarak dört yıldır hem yurt içinde, hem özellikle yurt dışında, Güney Afrika’da, Hindistan’da, Singapur’da, Vietnam’da,  Almanya’da ve muhtelif ülkelerde birlikte programlar yaptık. İstanbul içinde birçok kültür merkezinde klasik Türk müziği eserleri meşk ettik ve bunların yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri çok önem verdiğimiz bir konudur. Mesela Nijer yararına bir konser yaptık. Ve en çok önemsediğimiz eğitimle alakalı ilk okul veya orta okul düzeyi arkadaşlarımıza Türk müziği enstrümanlarını tanımaları için seminerler düzenledik. Bunu da yaklaşık bir yıldır devam ettiriyoruz, hemen hemen haftada bir okula gitmek suretiyle, ney ve ud’u öğrencilere tanıtmaya çalışıyoruz.

Grubun üyelerini de tanımak isteriz. Serkan Kamacı kimdir?

Serkan Kamacı alelade biridir. Yaklaşık on yıldır musiki meşk ediyorum. İstanbul Haliç Üniversitesi Türk müziği konservatuarı mezunuyum. Aynı üniversitede yüksek lisans yapmak nasip oldu, tamamladım. Şu anda da İsmek’te (İstanbul meslek edindirme kursları) ney dersleri veriyorum. İstanbul Tarih Kültür Vakfı’nda ney dersleri veriyorum. Bunların dışında da muhtelif gruplarla Türk musikisine hizmet etmek suretiyle hem yurt içinde hem yurt dışında konserlere ney üflemek üzere katılıyorum. 

Bekir Şahin Baloğlu: Erkan Oğur, Fuad albümünde özgeçmişini yazarken sadece “Müziği sever” diye ifade etmiş kendisini. O kendisini böyle ifade ediyorsa, bizler ancak müziği sevenleri sevenler olabiliriz. Ama pek de uzun olmayan ömrümüzde neler yaptığımızı kısaca ifade etmek gerekirse, Kayseriliyim. Müziğe Kayseri’de başladım. Güzel sanatlar lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi konservatuar bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul’da yine aynı okulda yüksek lisans eğitimime devam ediyorum. Birçok grupla musiki icra etmekteyim, aynı zamanda Şehir Üniversitesinde, İsmek’te, Caferağa Medresesinde, Üsküdar’da Zuhurat ney ve ud atölyesinde dersler vermekteyim.

ZuHÛrat Ney ve Ud atölyesinde neler yapılıyor?

Burada ud ve ney dersleri veriliyor. Bununla birlikte, yine ud ve ney dinlemek isteyenlere zaman zaman dinletiler yapabiliyoruz. Yurt içi ve yurt dışı konser provalarımızı da burada yapıyoruz. Üsküdar kapalı çarşıda atölyemiz, ziyaret etmek isteyenleri bekleriz.

Grubun yeni projeleri var mı?

Bekir Şahin Baloğlu: Bizim hali hazırda yapmakta olduğumuz ve yapmaktan gurur duyduğumuz projeler var onları devam ettireceğiz. Bu nedir? Ud ve ney tanıtım projesi. Gönül ister ki diğer enstrümanlar da tanıtılsın, fakat elimizden gelen bunlar olduğu için, ilk öğretim okullarında, liselerde “ud ve ney tanıtım projesi” adı altında en azından çocukların kafalarında kültür değerlerimize dair bir merak uyandırmaya çalışıyoruz. Gönüllerine muhabbeti vermeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra yurt dışı konserlerimiz devam ediyor. Mesela Almanya, Vietnam, Hindistan şu an için tarihi kararlaştırılmış konser adreslerimiz.

Serkan Kamacı: Bekir kardeşimin bahsetmiş olduğu bu projelerdeki gayretimiz musikiye hizmet etmektir. Konserlerimizde Bekir kardeşimle söylediğimiz bir söz var, hakikaten bunu tevazu olsun diye söylemiyoruz, bendeniz neyzenlik ya da Bekir kardeşim udilik iddiasında değiliz. Biz bu yolun birer hadimi, birer neferi olarak görüyoruz kendimizi. İnsanlara bu sazları kullanarak hizmet etmek istiyoruz.

Genç yaşlarınıza rağmen kendinizi alanlarınızda kanıtlamış durumdasınız. Bunun için hangi adımları attınız, ne tür çalışmalar yaptınız?

Serkan Kamacı: Bendenizin ifadesi şöyle olacak, bir kere çok kıymetli hocalarla çalıştık. Çok yetenekli olabilirsiniz ama iyi bir rehberiniz yoksa o yeteneğiniz heba olup gider. Yani kıymetli ve sahasında çok söz sahibi olan, iyi bir üsluba, iyi bir tavra sahip kimselerle çalıştığımız için mesafe kaydetmemiz çok kolay oldu, kendi sazlarımızda. Çok da gayret ettik tabi ki. Bendenizin buradaki asıl fikri, belli bir noktaya gelebildiysek, çok kıymetli hocalarımız sayesinde olmuştur bu.

Örnek birkaç isim söyler misiniz?

Bendenizin ney hocası, Neyzen Mustafa Büyükipekçi. Konya’da bulunduğum yıllarda çok değerli  Neyzen Sadrettin Özçimiyle çalışma imkanı buldum. Haliç Üniversitesindede Neyzen Burcu Karadağ hanımefendiyle ile çalıştık. Bu üç kıymetli sanatkarla meşk etme imkanı buldum.

Bekir Şahin Baloğlu: Tabi ki hocalarımızın katkısı çok büyük. İnsanın kendisini analiz etmesi zordur. Öyle olsa insan kemale ulaşır zaten değil mi? Ama başarıya ulaşanlardan gördüğüm kadarıyla nasıl ulaşılmalı noktasına gelince, şöyle düşünüyorum ki, muhabbet, çokça muhabbet duyulmalı. Bu muhabbet sayesinde sazlar sizlere kapılarını açıyor. Ki, sizin ders aldığımız hocalardan başka öğrenciler de ders almış olabilir ama, herkes aynı sonuca ulaşamayabiliyor. Yani tamamen hocayla da alakalı bir durum değil. Mesela özel ders aldığım zamanlarda, onların da isimlerini vermek isterim; Kayseri’de uda başladığım hocam İsmail Ediz. Hakikaten onun özel ilgileriyle bu seviyeye gelebildim. Hocamız Allah razı olsun çok emek verdi ama, haftada iki gün dersimiz vardı, eve giderkenki zamanlarda ud çalamıyorum, boş geçiriyorum diye üzülüyordum. Bir kere saat mefhumu olmamalı, gece oturuyoruz mesela, o gün öyle zuhur etmiş, sabaha kadar çalıyoruz, bazen uyanır uyanmaz daha üstünüzü değiştirmeden udu elinize alıyorsunuz. Yani bu şekilde bir aşırı muhabbetle oluyor. Aşk olmadan meşk olmaz diye boşa dememişler.

Kendinizdeki müzik yeteneğini nasıl fark ettiniz?

Serkan Kamacı: Bence aslında o da arayışla başlıyor. Yani ben çok arayışlar içerisinde olmuşumdur şahsen küçük yaşlardan beri. Sonra o arayışlar neticesinde tanıştım. Tabi o yetenek küçük yaşlarda keşfediliyor ailelerin de katkısıyla. Bendeniz küçük yaşlarda müziğe çok fazla ilgiliydim. Hatta, teyp kasetleri olur, o kasetlerin play kısmına gelecek yeri vardır, orda bir sünger vardır, onu çıkarınca çalmaz. Oraya sigara izmaritinin arkasını koyardım, o şekilde çalardı filan. Böyle çok kurcalardım sonra neyle tanıştım bir şekilde.

Bekir Şahin Baloğlu:  herkeste durum farklı olabiliyor tabi, kimisi ailesinin yönlendirmesiyle müziğe başlıyor, kimi de ailesi zaten çalıyor, onlardan görüyor ve müzikle ilgileniyor. Ben çocukken şarkı söylüyordum, hatta ilk paramı da böyle kazandım. Komşumuz bendenize şarkı söylettirip şeker, çikolata veriyordu. Evde babamın bir bağlaması vardı, ben de onun çaldığı bağlamayı çalmak isterdim. Zamanla babam bıraktı sadece ben uğraşmaya başladım.

Peki siz beste yapıyor musunuz?

Bekir Şahin Baloğlu: Tabi kompözitörlük başka bir iş. O işi yapanlar yapmalı ama, biz de zaman zaman gönlümüze zuhur eden şeyleri kaleme döküyoruz. İyi mi oluyor kötü mü oluyor bilmiyorum ama, ara sıra biz de beste yapıyoruz, konserlerimizde de icra ediyoruz.

Serkan Kamacı: Aslında tam olarak oturalım da beste yapalım diye değil de, onlar da tamamen zuhurat oluyor. Taksim gibi yani. Çünkü taksimler de bir zuhurattır.

Sizce yeni besteler yapılmalı mı?

Serkan Kamacı: Her an, her şey yenileniyor. Hiçbir şey bir diğerinin tekrarı değil kainatta. Rabbimiz her dakika yeniden yaratmakta. Bütün hücrelerimiz, bütün kainat… çok fazla muhafazakar olmak iyidir belki ama, musiki hususunda gelenekle beraber, o çizgiyi bozmadan, o çizginin devamı niteliğinde besteler yapılmalı. Ama işin aslı bozulmadan, dejenere edilmeden. Gelenekle geleceğe gitmek mümkündür. Şimdi bir zaman farklılığı yaşıyoruz. Bu farklılık da teknolojik, sosyal değişmelerle beraber müziğe de bir yansıma söz konusu olabiliyor.

Bekir Şahin Baloğlu: Ama günümüzde hepsi birlikte yer almadığı, yapılmadığı için belki de “yeni beste yapılmalı mı” sorusu doğuyor. Yani o şekilde, diğer sanatlardan tamamen bağımsız, ayrı beste yapılmalı mı, aslında asıl soru. Hepimizin müzik dinleme ihtiyacı var, ama bugünün ihtiyaçlarını karşılayan besteler yapılmalı belki de. Yani o zamanın ihtiyacını karşılayacak yeni müzikler yapmanın, o devam eden silsileye katkısı olur mu, ya da yapıldı bitti mi? Kendini tamamladı mı? Hayır. Yaşayış değişti artık. İcra edilen mecralar değişti. Mesela eskiden Türk musikisi savaşlarda icra edilirmiş, saraylarda, tekkelerde, camide… Şimdi camide yapılan musikimiz bile artık özünü koruyamıyor. Ki diğer mecralar zaten bozuldu, bitti. Tekkeler kalmadı, haliyle tekkelerde musiki diye bir şey kalmadı. Mesela bizim musiki alanındaki pirlerimizden, Dede Efendimiz Mevlevi tekkelerinin yetiştirdiği  müzisyenlerdir. Tabi onlar aslında "müzisyen" (profesyonel manada) değildir ve onların müziği yaptığı amaçla yapan kimse de yok. Müzik sadece meslek olarak, para kazanma aracı olarak kullanılmakta bugün maalesef.

Günümüz gençlerinin mûsikîye olan ilgisi nasıl?

Serkan Kamacı: Yetersiz tabi. Maalesef, televizyonlarımızdan pislik akıyor. Çok nitelikli programlar yok. Bunun için de gençlerimiz çok kötü müzikleri dinlemek zorunda kalıyorlar. Onlar da kendi kültürlerine ait olan değerlerin farkında olamıyorlar. Belki gayreti olanlar bir şekilde farkında oluyor, ama genel itibariyle televizyondu, gazeteydi, radyoydu çok niteliksiz, seviyesiz programlar yapıyorlar. Bu programlar nasıl bir katkıda bulunabilir ki insana? Kötü örnek teşkil ediyor, o yüzden de gençlerimizin müziği tanıma hususundaki eksikliği de medyanın bu durumundan kaynaklanıyor. Sadece gençler değil, dışarıdaki insanların büyük çoğunluğu kendi Türk musikisinin sazlarını tanımıyor. Uda saz diyor, kudüm diyor gibi.

Genel olarak gençlerin müzik anlayışını nasıl buluyorsunuz?

Serkan Kamacı: Şu an aslında gençlerin bir müzik anlayışı bile yok. Popüler kültür, popüler müzik.

Bekir Şahin Baloğlu: Aslında neye son zamanda bir ilgi var ama, çok suni bunlar. İnsanların büyük kısmı popüler olan bir isimle tanıdıkları ney'i öğrenmek için bir hevesle başlıyor ve bir ay sonra, iki ay sonra bırakıyorlar. İstikrarla devam eden öğrenciler belki on’u geçmez.

Serkan Kamacı: Bir de şöyle bir şey var, diyoruz ki gençler ilgisiz, yeterince tanımıyorlar, gençler bu müziği anlamaz vs. Müzik, insan kulağından sulanır diye bir tâbir var. Dolayısıyla biz müziği gençlerin anlayacağı seviyeye indirirsek ortada seviye diye bir şey kalmaz. Biz gençlere, klasik müziğin en nadide eserlerini meşk edelim bakalım anlıyorlar mı, seviyorlar mı, istidat var mı o zaman görelim. Ben inanıyorum ki hepsi çok sevecekler ve ilgi gösterecekler. Ama az önce de arz ettiğim gibi, televizyonlarda, radyolarda veriyoruz abuk subuk müzikleri çocukların kulağına, çocuklar da tabi ki ona heves ediyor. Biz okullara gidiyoruz işte, neyi üflüyoruz, udu çalıyoruz çok keyif alıyorlar. Sorular soruyorlar bir sürü. Anlıyorsunuz zaten onların ilgisini. Yani onların anlayacağı seviyeye indirmekten ziyade, öğrenebilecekleri ortamlar oluşturmak, onlara sevdirmek gerekiyor. Bu konuda medyaya da çok görev düşüyor.

Yurt dışında sizin yaptığınız tarz müziğe ilgi nasıl?

Bekir Şahin Baloğlu: Daha fazla. Bizim yaptığımız müziğin değerini onlar daha fazla biliyor. Türkiye için çok acı bir durum, dediğimiz gibi udu, neyi, tanburu tanımıyorlar. Yurtdışında bir konser salonuna gittiğimiz zaman tek başına ud çalıp konser verecek olsak koskoca bir opera binası tahsis ediliyor ve o salon tıklım tıklım doluyor bir Türk enstrümanı olan "ud"u dinlemek isteyen insanlarla.

Serkan Kamacı: Mesela, İstanbul’da Cemal Reşit Rey konser salonu var. Oraya dünya çapında müzisyenler geliyor, konserler veriyor. Oraya giden dinleyici kitlesi 15-20’yi geçmiyor. Ama alakasız, isim vermek istemiyorum, müzik kalitesi çok düşük olan fakat popüler olmuş bir isim geldiği zaman dolabiliyor orası. Rahmetli Bekir Sıtkı Sezgin hocamız ile Alaattin hoca İngiltere’ye gidiyorlar. Ve Sultan Bestekârlar adı altında bir konser yapıyorlar. Padişahlarımızın bestelerini çalıyorlar. İngiltereliler bunlar padişahın eserleri mi diye heyecanlanmışlar ve notalara sahip olmaya çalışmışlar. Ama burada sultan bestekarlar isminde aynı konseri yapıyorsun fakat kimse dinlemeye bile gelmiyor. 

Son olarak neler eklemek istersiniz, gençlere neler tavsiye edersiniz?

Serkan Kamacı: Tavsiyem naçizane şu olabilir; kendi kültürümüze ait olan değerlere sahip çıkmak için evvela bilmek gerekir. Bunun için de araştırmak gerekir. Önce kendi kültürümüze ait olan değerleri tanımak için gayret sarf etsinler. Kendi dilimizi unuttuk biliyorsunuz, günde yüz kelimeyle konuşuyoruz. Osmanlı sadece öldü kelimesi kullanmamak için bin tane kelime üretmiş, biz bunun sadece bir tanesini kullanıyoruz. Hakka yürüdü, hakka göçtü, rahmetli oldu, hakkın rahmetine kavuştu. Şeb-i arus demiş Hz. Pir. Fakat bize kültürümüzü unutturdular, dilimizi unutturdular ve haliyle bu müziğe yansıdı, dile yansıdı, edebiyata yansıdı. İşte bizler şu an, bize ait olan, bize unutturulan bütün o kıymetli değerleri araştırmamız lazım. Bununla beraber de, bu değerlerin eğitiminin verildiği yerlere gitmek, bu eğitimlere katılmak, o hocalarla tanışmak gerektiğini düşünüyorum.
Bekir Şahin Baloğlu:  Daha önce de dediğimiz gibi, muhabbet şart. Her şeyin en iyisini tercih etsinler. Mesela Türk müziğiyse en iyisini dinlesinler bundan da ziyade araştırsınlar en güzele gitmek için.

Kimler dinlenmeli mesela?

Bekir Şahin Baloğlu: Saz müziği için konuşacak olursak, Bir ud dinleyicisi Yorgo Bacanos dinlemeli, Cinuçen Tanrıkorur dinlemeli, günümüze doğru gelirsek Yurdal Tokcan, Mehmet Emin Bitmez, Necati Çelik, Osman Kırklıkçı, Murat Bağdatlı dinlemeli. Tabi hepsinden evvel Tanburi Cemil Bey hepsinin piri zaten, önce onu dinlemeli.

Serkan Kamacı: Ney için söyleyecek olursak da, çok kıymetli ve tarihe geçmiş olan  Neyzen Niyazi Sayın dinlemeli, Hakka yürümüş, çok kıymetli bir hocamız Neyzen Akagündüz Kutbay dinlenmeli. Günümüze gelecek olursak Neyzen Sadreddin Özçimi Neyzen Ahmet Şahin,Neyzen Salih Bilgin,ve Neyzen Yavuz Akalın gibi hocalarımızı dinleyebilirler.

Vakit ayırdığınız ve keyifli sohbetiniz için teşekkür ederiz…
Biz teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

 

Nuriye Kayar

HaberKültür.Net

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Özel Röportaj kategorisine ait diğer haberler
 20:55  Nefs hırsız gibidir
 13:12  Gönle deva bestekâr
 11:17  Haç ve Hilal'in kavgasını yazıyorum!
 17:28  Samimiyet vardı Allah lutfetti
 09:10  Ömer Muhtar’ın Oğlu İle Konuştuk!
 22:40  ‘Müzik Ölmemeli’
 10:56  Kardeşlik his meselesidir!
 12:05  Kurguyu algılar belirler
 12:31  Müzik dili bitmez bir senfonidir
 12:01  Hepimiz Allah’a doğru yürüyoruz

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat