Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Röportaj  
 Gelenek olmadan yeni de olmaz
Gelenek olmadan yeni de olmaz
28 Aralık 2011 - 22:24:21
Türk Şiirinde Gelenek adlı kıymetli çalışmanın sahibi Doç. Dr. Ertan Örgen ile şiirde gelenek üzerine konuştuk...

Bir edebiyatın belli bir dönemde oluşturduğu yetkin eserler, birikim, gelenek olarak hem dönemini taşır, hem sonrasına kaynaklık eder.”

Yeni Türk Şiirinde Gelenek adlı kıymetli çalışmanın sahibi Doç. Dr. Ertan Örgen ile şiirde gelenek üzerine konuştuk.

Öncelikle şiir ve gelenek ilişkisine değinmenizi isteyebilir miyiz?

Gelenek kavramı, Türkiye’de Guenon, Nasr çevirileri dolayısıyla net bir biçimde metafizikle ilişkilendirilmiştir. Ama çeviriler öncesine bakıldığında da algının sanat cephesinde tamamıyla aynı olduğu açıkça görülür. Necip Fazıl Kısakürek poetikasında, Asaf Halet Çelebi, Necatigil şiir üzerine yazdıklarında metafizik ve dolayısıyla hikemî bilgilenmeye vurgu yaparlar. Bilgilenme noktasında geçmişe bağlanma, geleneği zihnen açıkça eski bilgiye, yani modernin öncesine götürür. Bunun anlamı şudur: İnsan hakikat bilgisine aşkın bir varlık olarak ulaşabilir, bunun yolu da pozitivist, deneysel olmayan bir tecrübe yaşamaktır.

 Bu sorgulanmadan kabul edilen, eskiden kalışı nedeniyle saygı duyulan bilgilenmedir. Şiirin içerdiği bilgi, bu gelenektir. Gelenek, eskiden beri gelen, üstün tutulan davranışlar, ritüellerdir. Şiir, sözün kadim olanla ilişkisini ve insanın ontolojik tanımını eskiyle bir tutarak gelenekle ilgi kurar. Böylelikle mistik dilin içinden konuşur. İnsan ve dünya tek taraflı bir determinizm algısından çıkar, çok boyutlu hâle gelir. İnsanı belirlenmiş, akılla kavranılan bir dünya içinde anlatan modern şiir, kötülüğün, çıkışsızlığın anlatımını da devreye sokmuş demektir.

Modern şiir dolayısıyla Baudelaire’in “Kötü Camcı”, “Yoksulları Gebertelim” metinlerinde bu tür bir bilgi vardır. Gelenek ve şiir eskiye bağlanma, onu yayma ve aktarma aşamalarıyla ortak bir kaynağa bağlıdırlar. Şiirin büyüsü dünyanın pozitif bilgiyle arındırılmasından sonra azalmıştır. Gelenek de modernin muhalif kavramı olarak geride bırakılmak isteniştir. Modern şiir bu yolda insanı bir çeşit çaresizliğin mitinde fetişleştirir. Gelenek, ona sakin ve derin bir dünya sunar. Bir çeşit katharsis olarak da düşünebiliriz. Gelenek, büyük harfle yazıldığında “atalar kültü” olduğu kadar, “ilahi” olanla da iç içedir. Geleneğe bağlı şiir de bu tür bir kaynağa bağlanma açıktır. Ancak geleneği tanımlarken nesiller boyunca yaşayan varlık algısı esas tutulduğunda modernin de bir gelenek oluşturduğunu düşünmeliyiz. Buradan da akıl, gerçeklik dolayısıyla bir modern gelenek meydana gelmekte ve kendi birikimiyle yayılma, yaşama ve aktarma işlemini gerçekleştirmektedir.

O zaman gelenek iki türlü tanımla karşımıza çıkmaktadır: Kutsal ve dünyevî. Bu kaynak farklılığı dışında yaygınlık, aktarma gibi özellikleri ortaktır. Ama bizde şiir ve gelenek büyük oranda eski bilgi ile algılanmış ve yerleşmiştir.

Tanzimat’tan bu yana birçok şairin gelenekle kurduğu ilişki merkeze alınarak değerlendirildiğini/konumlandırıldığını görüyoruz. “Yeni düşmanlığı”, “eski taraftarlığı” gibi kavramlara sıklıkla rastlıyoruz. Bu bağlamda "gelenek" konusu hangi noktalarda önem kazanıyor? Bu konuda yapılan tartışmaları nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Türk modernleşmesi daima kendi yedeğinde tuttuğu gelenekle yol almıştır. Tanzimat’ın önemli adlarından Münif Paşa, Fransızca’dan tercüme ettiği “Muhaverât-ı Hikemiyye”de “iki cihanda faydalı olacak bilgi” endişesini açıkça korur. Roman, tiyatro gibi türlerde Tanzimat, başlı başına yenilikle buluşmaya çalışırken, durum şiirde farklıdır. Şair, asırlarca kabul edilmiş bir teşrifatın ağırlığından kurtulamamıştır. Yeni bilgilenme, eski kabulleri kolayca söküp atamamıştır. O nedenledir ki Türk şiirinde eski ve yeninin mücadelesi, İkinci Yeni’ye kadar sürer.

Onun öncesinde biçim üzerinde yaşanan yığınla polemik, getirilen yeni insan ve dünya düşüncesi etrafındaki tartışmalar bunun göstergesidir. 1940 yılında “Sanatta Tasfiye” isteyen gençlerden, Garip hareketinin yıkıcı tavrına, Hisar ve Kaynak dergilerindeki çatışmaya bu eskilik-yenilik zıtlığı damgasını vurmuştur. Ancak bu çeşit avangard çıkışlar, durulma döneminde bir çeşit borç ödeme mantığıyla eskiden özür diler.

Nâzım Hikmet’in “Putları Yıkıyoruz” kampanyasındaki Mehmet Emin’e yönelik sert sözlerini sonraki yıllarda fazla buluşu böyle bir durumdur. 1960 sonrası devrimci gençlerin antiemperyalist söylemiyle öncekileri yetersiz görüp sonradan İkinci Yeni’yi modernist atılım kabul ederek o şiire önem atfetmeleri gibi.

Sorunun zihniyet anlamındaki eskilik-yenilik meselesine gelince şunları söyleyebilirim. Türk şiirinde eskilik adıyla tanımlanan Klasik şiiri sürdürmek tarzı zaten 19. yy.da son bulmuş, sonrasında bir çeşit fantezi olarak görülmüştür. Burada yaşanan modernlik görüntüsüne erken giren Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret’in imaja dayalı şiiri veya Nâzım Hikmet’in fütürist tavrı, henüz kültürün tanışmadığı bir resim ve tonlamadır. Bunun dışında kalanları, eski diye görmek erken bir yargı doğurmuştur.

Aslolan kültürün buna bilgi düzeyi olarak yaklaşmasıdır. Örnek verdiğimiz bu isimlerin ilerleyen dönemde Ahmet Haşim-Yahya Kemal ve Attila İlhan olarak karşılığı vardır ve kültürle gerçekçi bir paylaşım gerçekleşir. Doğallıkla eskiye gelenek, yeniye çağdaşlık yakıştırması çoğu kez şairlerin, eleştirmenlerin başkasına bir çeşit yer beğendirmesi gibi bir alışkanlıktır. Gelenek zaten gelen, devam eden bir kavram olduğu için ondan hiç değişmeyeni beklemek eksik bir yaklaşımdır. Devam etmesi için yenilenmesi, değişikliklerle yolunu sürdürmesi gerekir. Ona hep eski demek, her şeyin bir gün zaman karşısında eskiyeceğini unutmaktır.

Eskilik daima zaman içinde her yeninin yaşayacağı bir durumdur. Değişmeyenin, devredecek güce sahip olanın oluşturduğu antoloji şiirin geleneğidir. Bu nedenle şiirde gelenek, sadece zamanına yapışmış bilginin popülerliği değildir. Temel insani kaygıları, değerleri eski dille “ledünni” olanı içeriğinde tutan ve sanat eserinin disiplinine bağlı eserlerin gelenek oluşturduğu söylenmelidir. Antoloji terimi bu açıdan anlamlıdır. Bir edebiyatın belli bir dönemde oluşturduğu yetkin eserler, birikim, gelenek olarak hem dönemini taşır, hem sonrasına kaynaklık eder. Burada yer almayı hak etmiş isim ve metinler, şiirdeki geleneğin kendisidir.

Genel olarak şairler için bir şiir geleneğine yaslanmak zorunluluğundan söz edilir. Bunun aksini iddia edenlerin sayısı da az değil. Şiir geleneği denilince daha çok biçim mi yoksa içerik mi anlaşılmalıdır? Bir şair kendinden önceki şiir birikimine nasıl bakmalıdır sizce? 

Bundan bir parça söz ettik. Genişletecek olursak şöyle bir tabloya ulaşırız. Tek başına, herhangi bir kaynağa bağlanmaksızın oluşturulacak şiir, son derece uzak, yabancı ve doğallıkla yapay olacaktır. Köksüz, anarşist metinler olsa olsa döneminin heyecanını yansıtırlar. Oradan çıkacak edebiyat, şiir, yer altı metinleri olacaktır. Burada edebiyatın geriye düştüğü anlamı vardır. Kamuya, tarihe karşı olmak, alanı popülere terk etmek demektir. Bu nedenledir ki şairler kendilerinden önceki birikimi anlamadan yeniye gidemezler. Cemal Süreya’nın, Yahya Kemal için “1987 yılında Yahya Kemal hâlâ başköşede oturan isimdir” sözü bu gerçeğin altını çizer.

Şiirde özün değişmediği, biçimin değiştiği görüşünde olan isimler vardır. Ama her biçim yeniliği veya öz değişikliği yeni zorunluluklar getirir. Modernliğin getirdiği hızlı hayat, yeni zaman algısı, üç boyutlu görüntüler, tıbbi yenilikler, yüksek tüketim, bilgi ağları elbette insan düşüncesi ve hayallerinde büyük değişimler yaşatmıştır. Bu zamanın ritmini geleneksel biçimlerle verme imkânı kalmamıştır. Hece veya aruzun ritmi önceki hayat tarzını içerir. Serbest şiir de bugünkü dünyayı. O nedenle öz de, biçim de değişir.

Şairlerin, önceki birikimi, geleneği alma ve yenilikler ilave ederek devretme gibi bir görev üstlendikleri açıktır. Bu nedenle zaman zaman geçmişe sırt dönseler, onu eleştirseler bile mutlaka bilmek zorunlulukları vardır. Orhan Veli’nin Ahmet Haşim’deki “melâl”i anlamadan, şiirinde “anlatamıyorum” dediği hissi aktarması mümkün olur muydu? Mesnevi geleneği olmadan Mehmet Akif’i düşünebilir miyiz? Turgut Uyar, Edip Cansever olmaksızın 1980 sonrası şiiri edebî çizgiye yerleştirebilir miyiz?

Türk şiirinde Tanzimat sonrası çok fazla değişim, kırılma yaşandığı için Klâsik şiirdeki gibi doğal bir eklemlenme aramak yanlıştır. Gelenek bu yönüyle o şiirdeki gibi gelişmemektedir. Duraklar çok hızlı değişmekte, yeni dil kabulleri oluşmaktadır.

Son olarak günümüz şiirinde geleneğin yeri hakkında neler söylersiniz? 

Modern Türk şiiri, 19. yy.’dan itibaren hem Klâsik, hem Halk şiiri, hem de Batı şiiri ile iç içe geçmiştir. Cumhuriyet şiirindeki baskın Batı metaforları, ciddi bir birikim oluşturmuştur. Ancak geleneğin gücü, şairi daima kendine çekmeyi başarmıştır. Durulma veya son dönemlerinde şairler, ona bir borç ödeme kabilinden de olsa yaklaşmışlardır. Dağlarca’nın destanları, Turgut Uyar’ın Divan’ı, İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı örneğin.

Bugün için konuşursak şiirde göreceğimiz tablo, dünyadaki yerliliğe ve evrenselliğe ait vurgular nedeniyle hem gelenek, hem postmodern dünya algısıdır. Bir tarafta yüce duygular, bir tarafta haz ilkesine bağlı bir hayat sarmalı içinde bir durum söz konusudur. Bunu da sanatın dönemini yansıtması olarak doğal kabul etmeliyiz. Gittikçe artan yer altı şiiri ise yukarıda değindiğimiz anarşist tavra yakın dursa da kanaatimce postmodernin ironisi içinde ele alınmalıdır. Sanal algılar, yapay bir dünya, eşya ile temasın azalması üzerine bir reddiye olarak şiirin kutsal ve iyi olanı aramasına dair bir ironidir.

Burada başka bir durum olduğu açıktır. O da şairin misyonudur. Şairin, Tanzimat’ın siyasal şiiri ile öz şiir arasında bir yol tercihi şiir tarihimizde belirgindir. Bu bütün dönemlerde zaten yaşanagelmiştir, ama asıl değişen şair iktidar dizilişidir. Şair müdahale eden kişi veya modern hayatın bireyine bağlı kişi olarak iktidarla arasını açmıştır. İktidarı olumlayan şiir, modern algıyla beraber azalmıştır. İronik olarak söyleyelim. Belki de roman bu boşluktan faydalanmaktadır. 

 

 

Mehmet  Bıyıklı

www.haberkultur.net

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
 ercan / tebrikler
 Biraz uzun olmuş.. ama zevkle okudum. bakış açım gelişti. sağolun varolun
30 Aralık 2011 - 23:48:06

 muazzez / Beğeni...
 Gerçekten çok derinlikli ve doyurucu bir röportaj olmuş. Ertan Hocamızın yeni çalışmalarını merakla bekliyoruz.
29 Aralık 2011 - 14:32:17


     Özel Röportaj kategorisine ait diğer haberler
 20:55  Nefs hırsız gibidir
 13:12  Gönle deva bestekâr
 11:17  Haç ve Hilal'in kavgasını yazıyorum!
 17:28  Samimiyet vardı Allah lutfetti
 09:10  Ömer Muhtar’ın Oğlu İle Konuştuk!
 22:40  ‘Müzik Ölmemeli’
 10:56  Kardeşlik his meselesidir!
 12:05  Kurguyu algılar belirler
 12:31  Müzik dili bitmez bir senfonidir
 12:01  Hepimiz Allah’a doğru yürüyoruz

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat