Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Gazete Kültür  
Osmanlı kadar başınıza taş düşsün
Osmanlı kadar başınıza taş düşsün
09 Ocak 2012 - 18:33:09
Hakşinas tarihçiler yetişiyor…

Devlet ve Liyakat

Murat Yıldız'ı "Amcazade Hüseyin Paşa" kitabından tanıyoruz. Şimdi ise tez olarak hazırladığı, ciddiyetini ve çalışkanlığını aksettiren "Bostancı Ocağı" elimizde.

Yanlışı düzeltmek, doğruyu öğretmekten zordur; fakat bu tip çalışmalar çoğalırsa, toprağımızın çocukları tarih şuuruna kavuşarak geçmişlerini öğrenir, yaşadıkları zamanı analiz eder, geleceğe dair tahminlerde bulunurlar. Tarih şuurundan mahkûm toplum, hafızası boşaltılmış ferde döner. Bir insanın annesini, babasını tanımaması, yaşadığı evi hatırlamaması ne büyük felakettir.

Ünlü bir aydınımız, Osmanlı'yı kötülemek için "Odun yaran baltacıyı alıp başbakan yaparsan o da Katerina'yı gördü mü aklı başından çıkar." diye yazmıştı.

Baltacı'nın askerî bir sınıf olduğunu bilmemesi büyük hata yapmasına sebep olmuştu. "Bostancı" denince de ya bostan yetiştiren ya da İstanbullular bakımından bir semt anlaşılmaktadır. Türk Ansiklopedisi'nde belirtildiği üzere de "Bostancı" semti adını buralarda bulunan bostan tarlalarından almamıştır. İstanbul'un Avrupa yakasında Küçükçekmece'de, Anadolu yakasında da bugünkü Bostancı'da olmak üzere iki giriş kapısı vardı. Bostancı semtinin bu adla anılmasının sebebi, buradaki derenin üzerindeki köprünün yanında Bostancı Ocağı'na ait bir karakolun bulunmasıydı. Bu karakolda Bostancılar, İstanbul'a gelenlerin tezkerelerini kontrol eder, geliş sebeplerini, eşkallerini deftere kayıttan sonra başkentte belli süre kalmaları kaydı ile geçiş izni verirlerdi.

Fatih devrinde kurulan Bostancı Ocağı'nın amacı sarayların erkânlarına hizmet, bahçelerine bakmaktı.

Zamanla görev alanları genişlemiş, işlevleri artmıştır. Bostancı Ocağı'nın güvenilir bir birim haline gelmesinde şu üç faktörünün etkili olduğunu Murat Yıldız'dan öğreniyoruz: Bostancıbaşıya Fatih Kanunnamesi ile padişah sandalının dümenciliği görevinin verilmesi padişahla onları yakınlaştırmıştır. Bu durumun Bostancıları diğer devlet ricalinin nezdinde de itibarlı kılması tabii idi. İkincisi ise Kanuni döneminde saray bürokrasisinin genişlemesi, bahçelerin çoğalması ocağın nefer sayısının artmasını gerektirmiştir. Padişah ve çevresiyle yakın temasta olduğu için sadakatsizlik yapmayan bu sınıfın çoğalması padişahın da işine geliyordu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan yeniçerilerin isyanları, bu sadık zümrenin ayrı bir değer kazanması sonucunu doğurmuştur.

Zannedildiği gibi devşirme sadece gayrimüslimlerden yapılmazdı; Türklerden de yapılırdı.

Belki ilk baştan bir çocuğunun alınması bazı ailelere, bilhassa Hıristiyanlara ağır gelmiş olabilir; ama çocukların devletin üst kademelerine yükseldiklerini, paşa ve sadrazam olduklarını görünce, ahali oğlunun devşirilmesi için can atmaya başladı. Boylu posluların devşirileceği bilindiğinden, Hıristiyan ailelerin çocuklarına yüksek topuklu ayakkabı giydirdikleri kaynaklarda yer almaktadır.

Diğer sınıflarda olduğu gibi Bostancılar'da da köylü-çiftçi çocuklarının devletin en tepe noktalarına tırmanmalarında sadece yetenek ve gayretleri ölçü alınırdı. Yalnız devlet başkanlığı Açına oğullarına mensup Osmanlı ailesinin inhisarındaydı. Diğer mevkiler tebanın tamamına açıktı. Busbecg'in "Türkiye'yi Böyle Gördüm" kitabı okunursa, söz konusu sistemin devletin büyümesinde nasıl etkili olduğu anlaşılır. Gözlerimizi ABD'ye çevirirsek Osmanlı'ya çok benzediğini görürüz. Bu rastlantı değildir. Yakın zamanlara kadar sahaflarda dolaşanların, çuval çuval kitapların Amerikalılar tarafından alındıkları dikkatlerini çekmiştir. Eski İstanbul'un korunmasında bazı kesimler hassasiyetle duruyorlar, fakat Bizans'ın taşına değer verenlerin ecdadın başka ülkelere götürülen eserlerine ses çıkarmamalarını anlamak mümkün değildir.

Asayişi sağlamakla görevli Bostancıbaşılarının, Haliç ve Boğaziçi gezilerinde, gerekli olduğu zamanlarda net ve ayrıntılı bilgi vermek amacıyla tuttukları "Bostancıbaşı Defterleri" İstanbul bakımından paha biçilmez kaynak niteliğindedirler. Zira bunlar aynı zamanda İstanbul'un içinde ve çevresinde bulunan cami, mescid, çeşme, sahilsaray, kasır, yalı, dükkân, mahzen, ev gibi binlerce yapılarla boş arsaların sicili mahiyetindedir.

Adı "Üstad"lığa çıkmış bilim adamı, Sigrid Hunke'den sayfalarca aktarır, kaynak vermez, onun tespitlerini kendisine mal ederse, insanın morali nasıl bozulmaz! Bir başka üstad, kuşatma sırasında askeri motive etmek için Akşemseddin'e Eyüp Sultan buldurulmuş derse, mercimek kadar beyni olan çileden çıkmaz mı? Fakat Murat Yıldız ve onun gibi gayretli gençleri kütüphanelerde, arşivlerde görünce, eserlerini okuyunca, geleceğe güvenle bakabiliyoruz.

Mehmet Niyazi

Zaman

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Gazete Kültür kategorisine ait diğer haberler
 22:59  Amacımız Kur’ân’a ve Sünnet’e gitmek!
 10:59  Kalbin Direnişi ne asil direniş!
 10:07  Kocaya secde en güzel bişey
 02:05  Dizilerdeki Üç Tehlike: Masa, Kasa, Nisa
 11:43  Adem Olmak!
 10:23  Gökyüzü Kervanları
 23:01  Şiir Dergâhı’nın Samimi Dervişi
 10:06  Seni seviyoruz başkanım!
 11:20  Büyük Birlik İslam’la gelir
 16:24  Milli Gazete'yi seviyoruz!

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat