Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Haber Kültür  
 Kupalar fincandan güzel mi?
Kupalar fincandan güzel mi?
16 Ocak 2012 - 14:43:32
Deney Tüpleriyle Çay İkram Etmek isteyenlere bir Cündioğlu klasiği…

Deney Tüpleriyle Çay İkram Etmek 

Türkçemizde "yararsız, gereksiz, boş işlerle meşgul olmak, oyalanmak" anlamında "abesle iştigal etmek" şeklinde bir deyiş vardır. Bu deyiş, iki tarafı keskin bıçak gibi kullanılabilir; zira herkes herkesi abesle iştigal ediyor olmakla suçlayabilir. Nitekim abesle iştigal ettiklerini düşündüğüm ne kadar insan varsa, onlar da benim abesle iştigal ettiğimi düşünüyorlar. Ben kendi açımdan, onlar da kendi açılarından haklı iseler, gerçekte 'abes' olan nedir? Öyle ya, abesle iştigal etmenin ölçüsünü kim belirleyecek? Belirlenebilirse, bu ölçüte göre kim ne yaptığında abesle iştigal etmiş olacaktır? Yararlı ve gerekli olanı belirlemek, belirleyecek olanların konumuna göre değişmez mi? Değişiyorsa, "abesle iştigal" suçlamasını haklı çıkaracak bir ölçüt öne sürülebilir mi?

Bu sorulara sağlıklı cevaplar bulmak ümidi taşıyorsak, sanırım yapmamız gereken ilk iş, abes kavramını sözcük (kelime) düzeyinden terim (ıstılah) düzeyine taşımak suretiyle kavramayı denemek.

Biz de deneyelim o halde.

Alimlerimiz abes'i üçe ayırırlardı:

     1. Abes-i hakikî 
     2. Abes-i örfî 
     3. Abes-i nazarî.

Abes-i hakikî, hiçbir açıdan kendisine yarar ilişmeyen işler için kullanılır; yani bilme eylemine girişen kimsenin bu süreç içerisinde hiçbir yarar temin edememesi ve çabalarının tümüyle boşa çıkması, terimin tam anlamıyla "abes-i hakikî"dir. (Hani Türkçe'de "Yandı gülüm keten helva" denir ya, işte bu özdeyişle kastedilen, abes-i hakikî'den başkası değildir.)

Abes-i örfî, bir bilgi öbeğiyle, yani muayyen bir ilim dalıyla meşgul olan kimseler, ortaya koydukları çabalara karşılık gelecek ölçüde yarar sağlayamamaları halinde abesle iştigal etmiş olurlar; zira bu durumda belki bir yarar elde edilmiştir ama bu, o yararı elde etmek için ortaya konulan çabaların mikdarıyla hiç de mütenasib değildir. Bu durumda abes, yetersizlik anlamına gelir; zira başarı, ancak bir çabayla o çabanın amacı arasında denklik olması halinde sözkonusu edilebilir. (Kaba tabirle "beş koyup üç almak", abes-i örfî ile iştigal etmek demektir.)

Abes-i nazarî ise, bilme eylemi sonucunda herhangibir yarar sağlanmış olmakla birlikte, elde edilen bu yarar, şayet bilme eyleminin konusuyla, yani meşgul olunan bilgi dalıyla doğrudan ilgili değilse, kişinin bütün yaptığı abes-i nazarî ile meşgul olmaktan ibarettir. Sözgelimi ürettiği deney tüpleriyle amacına ulaşamayan bir bilim adamı, bu tüpleri çay fincanı yerine kullanırsa, onun çabalarının tamamen boşa gitmiş (=abes) olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz; zira bu tüpler hiç değilse bir işe yaramıştır. Sanırım bu abes türünü en iyi anlatan Türkçe özdeyişlerden biri de "züğürt tesellisi"dir.

Durup dururken bu kavram analizini yaptığım için, belki birileri beni abesle iştigal etmekle suçlayacaktır.

Çünkü bu analizin bir amacı, daha doğrusu muayyen bir amacı olup olmadığı henüz belli değil. Sırf bir kavramı açıklıyor olmak da yapılan işi abes olmaktan çıkarmayacağına göre, her eylemin bir amacı olması ve neyse o amacına ulaşması gerekir. Sözgelimi çarpım cetvelini ezberleyip onu kullanmamak abesle iştigal midir, değil midir? Elbette abesle iştigaldir; zira bu cetvelin amacı onu kullanmaktır. Amaç yerine gelmediğine göre, "abesle iştigal" suçlaması haklılık kazanır.

Demek oluyor ki "abesle iştigal", eyleyen kişinin amaçsız olmasına ya da amacı varsa amacına ulaşacak şekilde eyleyememesine uygun düşen bir hâl. Ben bu analizin amacını ortaya koyamaz isem -ki bu çok anlaşılır bir şey- daha ilk adımda kendimi abesle iştigal etmiş duruma düşürmüş olmaz mıyım? Hayır olmam. Çünkü okur, eğer söylenenleri biraz anlıyorsa, yazarın her halukârda gizli ya da açık bir amacı olduğunu varsayar. Yazarın amacını belirtmemesi, boşa kürek çektiğini göstermez. Lâkin okur söylenenleri anlamıyor ve "Ne yapıyor bu adam?" diye ikide bir sorup duruyorsa, o zaman yandı gülüm keten helva! (Bakınız, işte size nefis bir abes-i hakikî örneği.)

İlgi alanım dışında kaldığından ötürü bugüne değin AB'ye girme çabaları konusunda bir tek yazı bile yazmadım. Acaba şimdi bu kavramsal analize anlam kazandırmak ve kendimi abesle iştigal ediyor durumuna düşürmemek için, 'abes' modelimin AB'ye girme çabalarını açıklamak bakımından elverişli olup olamayacağını 'soru' konusu haline getirmeyi denesem, acaba bu takdirde abes iştigal ediyor görünmekten kaçınmayı başarmış sayılır mıyım?

Doğrusu, doğru cevabı ben de bilmiyorum. Açıklama modelleri, işe yaradıkları sürece ve kullanılabildikleri ölçüde yararlıdır. Benim abes'le (boş işlerle) ilgili olarak öne sürdüğüm tanım araçları nasıl kullanılabilir, bu kavramsal çerçeveden nasıl yararlanılabilir, bakınız bunu ben de bilmiyorum.

Wittgenstein birgün "Kupalar fincanlardan çok daha güzel" deyince, arkadaşı David Pinsent, "Ama onlar kadar pratik değiller" diye karşılık vermiş. Ancak daha sonra ailesiyle birlikte Wittgenstein'ı ziyarete gittiği zaman, onun çay servisini deney tüplerinin içinde yaptığını görmüş. Ludwig durumu şöyle açıklamış:

- "Sıradan kap kacak o kadar çirkin ki!" Lütfen siz de deneyin, belki bir işe yarar; yok eğer bir işe yaramazsa, üzülmeyin ben de onlarla misafirlerime çay ikram ederim.


Dücane Cündioğlu

Ocak 2005, Yeni Şafak

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Haber Kültür kategorisine ait diğer haberler
 10:39  İsmail Kahraman’a Vefa Gecesi
 23:07  Her yüreğin derdi başka
 14:25  Sütlüce’de bir garip çeşme
 10:11  İnsan Gündemde!
 10:04  Zor imtihan!
 09:57  Söz Hakkı’na ödül!
 14:29  Şehitler mezarı başında anıldı
 09:28  Nepal'de iki okul iki cami
 09:24  Tekkeyi Bekleyen Çorbayı İçer
 10:20  İstanbul İlahiyat yıkılıyor

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Üstad’ın şanına layık bir anma!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat