Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
ata;
muhakkak ki,Enver Paşa ile Abdülhamid Han arasında ortayolu bulduran neredeyse tek yazar..her kü

hayriye gül;
efendimizi anlatan bu yazı bu üslüp harika gerçekten. çok teşekkür ediyorum. şefaat ya resullalh

hatice engin;
çok kıymetli bir değerlendirme yazısı. bir anne olarak bazı sorularıma cevap buldum. teşekkürler.

KEMAL E.;
ARTIK TABULARIN YIKILMASININ ZAMANI GELDİDE GECİYOR...

KEMAL;
SALİH BEYİN YAZISI CİDDİ ANLAMDA DOYURUCU OLMUŞ TESEKKUR EDİYORUZ...DEVAMINI BEKLİYORUZ...

mehmet gönenc;
ihsan deniz eğer şiire nokta koyuyorsa buna sadece üzülürüm...ne de olsa buz ve fire tek ciltte kala

Mehmet Oyan;
Kitabevleri şiire bigane kalsa da,şiirler sayfalar arasında öksüz-yetim olsa da,ölümüne şair

KEMAL ERİMEZ;
mustafa kemal ülkenin sartlarına göre her kesimi kullanmış anlaşılan ...U.SALİH BEYE TESEKKUR EDERİZ

EROL KÖMÜR;
Yeşil Ordu'nun kurucu üyelerine bakıldığında neredeyse tamamının İttihaçı olduğu görülür. İttiha

EROL KÖMÜR;
Ne acı! Memleket işgal edilirken veliaht şehzademiz üzüntüsünden Şişli atölyesinde tabloları yapıp&#

     Foto Galeri
Celal Hoca Anma Programı
Cahit Zarifoğlu
Aşkar Dergisi
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Özel Röportaj  
 Kutuz Hoca’nın ardından…
Kutuz Hoca’nın ardından…
27 Ocak 2012 - 11:00:38
Babamla ilgili hayallerim hep pembeydi…

Kutuz Hoca olarak anılan Hafız Mehmed Kara Hocaefendi’yi geçtiğimiz ay Rahmet-i Rahmana uğurladık. Tam da muharrem ayında ve şeb-i aruz arefesinde kendi vuslatını yaşayan bu asırlık çınarın bilinmeyenleri ve yaşamının barındırdığı hikmetler büyük lütuflara işaret ediyor. Prof.Dr. Mustafa Kara, Prof.Dr. İsmail Kara ve Hüseyin Kara gibi ülkemizin birbirinden değerli ilim ve gönül adamlarının babası olan Kutuz Hoca, hem Cumhuriyet tarihini bir din âliminin gözünden anlamlandırabilmek adına hem de Kur’an aşkının sınır tanımadığının tescil edilmesi adına örnek gösterilecek bir yaşam hikâyesine sahip. Rize’nin küçük bir köyünde başlayarak asra sığmayan büyük bir azmin, sevdanın ve tevekkülün hikâyesi bu. Son nefesinde dahi HAY ismi ile hakka aşkını haykıran yüce gönüllü bir âlim zatın hikâyesi… Yokluk, kıtlık ve türlü sıkıntılara rağmen başta evlatları olmak üzere çevresindeki herkesi Kur’an merkezli bir hayata davet eden Kutuz Hoca, dünyayı değiştirmenin kişinin kendi nefsinden başlaması gerektiğini gösteren eşsiz bir örnektir. Bu konuda Prof. Dr. İsmail Kara’nın “Kutuz Hoca’nın Hatıraları/Cumhuriyet Devrinde Bir Köy Hocası” ismiyle yayınladığı kitap daha pek çok ayrıntıyı anlatıyor. Hayatının son dönemlerinde sağlığının elvermemesi sebebiyle Kur’an hizmetlerini yürütemeyecek duruma düşmenin ızdırabını en derinden hisseden ve canı gönülden bir yakarışla; “Ya Rab! Rahatsızlığım dolayısıyla dünya işlerimi ve Kur’an-ı Kerim’e olan hizmetlerimi yapamayacağıma dair işaretler alıyorum. Hadis-i Kudsi’nde ‘Benim Rahmetim gazabımdan çoktur’ buyurdun. O büyük rahmetinle yardım eyle. Ruz-i mahşerde huzuruna geleceğiz. Günahlarımıza mukabil bizi affeyle… “ diyecek kadar hakka yanık sadık bir kul.

Asra yakın bir ömür geçiren bu gönül insanını hem hayırla yad etmek hem de yaşadığı bu bereketli ömürden hissemize düşenleri daha iyi anlayabilmek için evladı Prof. Dr. Mustafa Kara ile konuştuk. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Prof. Dr. Mustafa Kara Hocamız verdiği cevaplar ile Kutuz Hoca’nın aslında hiç de ölmediğinin vücuda gelmiş hali gibiydi. Rabbim Kutuz Hoca’ya rahmet geride kalanlarına sabır bizlere de bu güzel insanın imanını, takvasını anlayabilmek ve yaşayabilmek lütfunu ihsan etsin.

Hocam öncelikle başımız sağ olsun.

Teşekkür ederim, Allah razı olsun.

Nurettin Topçu’nun vefat haberini aldığında Kutuz Hoca’nın gözleri dolarak “Allah rahmet eylesin. Onların büyük hizmetleri var, onlar ölmez. Hocalık böyle bir meslektir. Fakat talebeleri yetim kaldı. İnna Lillah inna ileyhi raciun “ dediğini biliyoruz. Kutuz Hoca’nın bu sözünü şimdi de kendisi için söyleyenler o kadar çok ki… Evladı olarak bizlere biraz Kutuz Hoca’dan bahseder misiniz Hocam?

Kutuz Hoca lakaplı Mehmet Kara(Kutuz; kısa boylu demektir) 1334/1918 yılında Rize’nin Güneyce Beldesinin Yeşiltepe Mahallesinde doğmuştur. Babası Molla Hüseyin(öl.1951), annesi Asiye Hanım’dır(öl.1958). Ahmed ve Hasan ağabeyleri, Hediye ve Fatma kız kardeşleridir. Küçük yaşta hafızlığa başlamış, ilkokul öncesi hafızlığını ikmal etmiştir. Hocası bölgede “Hacı Hafız” lakaplı Yusuf Efendi’dir(öl.1929). Üç yıllık ilkokuldan sonra o gün için mühim bir gelir kaynağı olan Ramazan aylarında mukabele okuma vesilesiyle hafızlığını kuvvetlendirdi. Bunun için Rize’den Giresun’a, Bulancak’tan Samsun Bafra’ya kadar değişik yerlerde mukabele okudu. Delikanlılık yıllarında Hacı Memiş Efendi’den hem demirciliği öğrendi hem de Emsile, Bina okumaya başladı.  Bu arada Mehmet Aşıkkutlu Hoca’nın talebesi Hızır Akgüneş’ten(öl.1973) talim okudu.  Kırkbir aylık askerliğini İzmir Seferihisar’da tamamladı. Terhis olduktan kısa bir süre sonra evi yandı. Aynı yıl(1946) Fatma Hanım’la evlendi. Güneyce İlçesinde bir yıl sağlık memuru olarak çalıştı. 1948’de Büyük Camii imamlığına başladı.  Bir süre sonra Hocası ve ustası olan Memiş Toprak(öl.1971) Güneyce Müftüsü oldu. Bir grup arkadaşıyla Rize Müftüsü Yusuf Karali’den(öl.1969) İslami İlimler okumaya başladı. 1954’te icazet aldı. 1960 yılında imamlığın yanında Kuran Kursu açtı ve gönüllü olarak bu hizmeti emekli oluncaya kadar sürdürdü. Çocukluğundan beri hassas bir bünyeye sahip olan Kutuz Hoca hastalıklarına rağmen 1977 yılına kadar çalıştı ve bu tarihte emekli oldu. 2000 yılından itibaren kendisinde yaşlılık emareleri görülmeye başladı. Son altı ayı ise hastanede geçti. Fani ömrü 08.12.2011 Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece bitti. Rahmetullahi aleyh. Kutuz Hocanın Fatma Hanımla evliliğinden üç oğlu ile iki kızı dünyaya geldi. Mustafa, Züleyha, Hüseyin, İsmail, Asiye. Onsekiz torunu olan Kutuz Hoca torunlarının çocuklarını da sevme bahtiyarlığına ulaştı. Hocaları anılınca okuduğu şu Arapça beytin Türkçesini şimdi de biz O’nun için tekrarlayabiliriz; Eğer dünya bir kişi için sürecek olsaydı, Allah’ın Resulü orada ebedi olarak kalırdı. 

Bu vesileyle biraz da Kutuz Hoca’nın evlatlarıyla münasebetinden bahseder misiniz?

İlkokul yıllarında baba-oğul münasebetlerini “pembe” olarak hatırlıyorum. Fakat hafızlığa başlayınca “baba/hoca otoritesi” ile karşılaştım. Hafızlık zor bir iştir. Çocukluk çağındaki bir kimsenin bu işi başarması kolay olmuyor. Onun için disiplin gerekiyor, takip gerekiyor. Kursta babam, evde annem sürekli teyakkuz halinde olurlardı. Diğer kardeşlerim Hüseyin ve İsmail’in de aynı yoldan geçtiğini söyleyebilirim. Hafızlığı tamamlayıp İmam Hatip öğrencisi olduğumda bu otorite ve yakın takip azaldı. Yüksek tahsilde ise artık “meslekdaş” idik. Gelinleri ve torunları ile daha sıcak ilişkiler kurduğunu söylemeye gerek yok. Son nefesine kadar torunlarını sordu. Hangi okullarda okuduklarını sordu. Onları hafız yapamadıysa da Kur’an okumayı öğretti. Son günlerinde ise bize şöyle dua ediyordu; “Torunlarım da böyle hizmet etsin size inşallah” Bu, dünyalar değerinde bir duaydı. Çünkü O, duayı gönülden yapmayı severdi, dilden dua yapmak pek âdeti değildi.   

Abdurrahman Gürses başta olmak üzere pek çok Kur’an aşığının ardından gözyaşı döken, ömrü Kur’an ile şekillenen Kutuz Hoca’nın Kur’an yolculuğu nasıl başladı Hocam? Küçüklüğünden itibaren Kur’an ile dolup taşmış bir hayatı andırıyor yaşananlar…

Kutuz Hoca daha çocuk yaşta hıfzını ikmal etti(tamamladı). Sonra talim, tashih-i huruf okudu. Askerlikte de boş durmadı. Askerlik arkadaşı Yusuf Bilgin’den aşere-takrib okudu. 1960’da ise Kur’an Kursu açarak hocalarının yolunda olduğunu gösterdi. Hiçbir maddi karşılık beklemeden bu hizmeti canla başla sürdürdü. Kur’an Kursunu açmasında benim de dahlim var! Anlattığına göre bana ilkokuldan önce hafızlık yaptırmaya niyetli imiş. Bunun için kız kardeşim Züleyha’yı benden büyük yazdırarak O’nu ilkokula gönderecek( o yıllarda köylerde çocukların okula kaydolmaları takip ediliyormuş) beni de hafız yapacaktı. Sonra bu işten vazgeçti. İlkokulu 1960’da tamamladım. Bu sefer de tek başına bir çocuğa hafızlık yaptırmanın zorluğu ile karşılaştı. 27 Mayıs ihtilali yeni olmuştu. İlçe Kaymakamı rütbeli askerdi. Biraz zor oldu ama bunun da iznini aldı. Altı-yedi arkadaş okumaya başladık. Kur’an Kursu öğretmeninin bütün günü Kur’an iledir. Fakat önemli olan Kur’an’ı okumanın yanında anlamak ve yaşamaktır. Kutuz Hoca bunu elinden geldiği kadar yapmıştır. Kur’an’dan anladıklarını da Cuma vaazlarında cemaatine aktarmaya çalışmıştır. Vaazlarında sıklıkla tekrar ettiği konulardan birinin Kur’an okumakla ilgili olduğunu hatırlıyorum. Kur’an’a aşık olduğu gibi Kur’an ilimlerine aşık olanlara da aşıktı. Kur’an ile ilgili en güzel hatıram şudur; Hafızlığa başladık. Mahallede sadece bir kişide radyo vardı. Cuma, sabahları erken bir saatte radyoda Kur’an okunuyor. Babam her Cuma sabahı bütün talebeleri alıyor radyosu olan Mustafa Amcanın küçücük dükkânına götürüyor ve Kur’an’ı birlikte dinliyorduk. İşte bu esnada Kutuz Hoca’nın gözyaşlarının sakallarını ıslattığını görüyorduk.  Bazen inleyerek ve hıçkırarak ağlıyordu. Aslında O nafile ibadetlerini gizli yapardı. Burada mecburi bir alenilik vardı. Vecd içinde aşr-i şerifi dinler, birlikte Kursa dönerdik. Çok sonraki yıllarda kendisi de radyo aldı. Artık o safha bir başka güzeldi. Kur’an ve dini sohbetlerin tiryakisi olmuştu. O esnada “çıt” çıkmaması gerekirdi.

Kutuz Hoca aynı zamanda sizin gibi çok değerli ilim adamlarının babası olma bahtiyarlığını da yaşadı. Geriye dönüp baktığınızda evlatları olarak Kutuz Hoca’nın üzerinizdeki tesirini nasıl anlatırdınız?

Meşhur sorudur: Yeniden dünyaya gelseydiniz hangi mesleği seçerdiniz? Bunun cevabı benim için bellidir. Fakat bu güzel mesleğe bizi yönlendiren Kutuz Hoca’dan başkası değildir. Üçümüzü de hafız yaptı ve şart koştu; “Meslekdaş olacağız. Başka fakültelere de gitmek yok” diye. Biz de gereğini yaptık tabi. Babamız ve muallimimiz, mürşidimiz, rehberimiz O’dur. Tahsil hayatımız tamamlanıncaya kadar O “tatlı-sert” duruşuyla yanı başımızda yer aldı. Yaz tatillerinde bizi minber ve kürsüye çıkararak mesleki tecrübelerimizin iyi bir seyir takip etmesini sağladı. Bugün bazı hizmetleri yapabiliyorsak bunun mayası Kutuz Hoca’nın yönlendirmeleri, dua ve niyazlarıdır. Tahdis-i nimet olarak söylüyorum ki, O’nun asırlık hayatını bir karşılık beklemeden insanların maddi manevi dertlerine tahsis etmesinin bereketi bize de aksetmiştir. Annem ve babam, çocukların baba mesleğini sürdürmeleri söz konusu olunca dedemden rivayet ettikleri şu tekerlemeyi tekrar ederlerdi;

Âlimin oğlu âlim olur ardandır

Cahilin oğlu âlim olur kârdandır

Kutuz Hoca kar demeden kış demeden ilmin peşinden giden birisi. Yusuf Hoca, Hızır Hoca gibi pek çok hocadan ders almış. Ülkenin o zor şartlarında Kur’an ilimlerinde de ilerlemek için -tabiri caizse- çalmadığı kapı kalmamış. Bize biraz da bu Kur’an ilimleriyle ilgili gayretlerinden bahseder misiniz? Bu yolculuktan kendinize nasıl bir ders çıkardınız o dönemde?

Meşhur sözdür: “Her şeyin bir engeli vardır. İlmin ise engelleri vardır” Kutuz Hoca, din eğitiminin ülkemizdeki en sıkıntılı yıllarında gençlik dönemini geçirmiştir. Hem köy işlerini yürütmüş hem de tahsiline devam etmiştir. Demircilik ustası ve Arapçadaki ilk hocası birkaç yıl sonra Güneyce Müftüsü olacaktır. (Güneyce 1946-1952 yıllarında ilçe merkezidir) Bütün menfi şartlara rağmen geri adım atmamışlar, dağda bayırda, köyde mezrada, yaylada kimden “bir harf” öğrenecekse onun kölesi olmuşlardır. Bu durum o neslin temel özelliğidir. O nesil İstiklal Harbi sonrası yaşanan açlık ve kıtlığa aldırmadan iki gününün eşit olmaması için elinden geleni yapmıştır. O altın neslin esas hayran olduğum tarafı ise para ile olan ilişkileridir. İlim ve irfan adına ömür boyu verdikleri hizmetlerden tek kuruş almamış ve bu emaneti ehline verebilmek için çırpınmışlardır. Selefin yolunu takip ederek ekmek parasını başka bir meslek icra ederek kazanmışlardır. Kutuz Hoca’nın bu konu ile ilgili tavrı ise emeklilik ikramiyesi almaması, bütününü kamu yararına hâdim kuruluşlara bağışlamasıdır. Emeklilik maaşını da isteksiz olarak almış, sağlığı elverdiği oranda Kur’an okutmaya devam etmiştir. Hâlbuki emekli olduğunda üç çocuğu talebe idi. O sıra ben de yeni asistan olmuştum. Babama dedim ki; “Bana biraz para ver, doktora tezi hazırlıyorum. Tezim için almam gereken kitaplar var ama alamıyorum.” Babam şu cevabı verdi: “Bu paradan sana veremem. Ancak zaruri kitaplarını al, fakülte kütüphanesi(Yüksek İslam Enstitüsü) demirbaşına kaydet. O kitapların ücretini veririm.” Öyle yaptım. Tez konum İbn Teymiyye’ye göre İbn Arabî  idi. İbn Teymiyye’nin 37 ciltlik Fetava’sını aldım.

Benim zevkle yaptığım işlerden biri de şudur; Babamın ilaçlarının parasını cebimden ödemek. Çünkü O da öyle yapıyordu. Herhalde “tüyü bitmemiş yetimin hakkı” meselesini bize öğretmek için böyle yapıyordu. Oğullarından şikayet eden bazı komşulara şöyle derdi: “O çocuğun kusuru yok. Babasının haram paraları onu zehirledi. Merak etme o paralar bitince oğlun da düzelecek, uslu akıllı bir çocuk olacak”

Kutuz Hoca gibi âlimler neslinden gelen, Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki sıkıntıları çekerek ülkenin bugünlerine kadar uzanan sürece şahit olan hocalar bir bir göçüyor. Bu değerli âlimleri yarınlara hakkıyla taşıyabilmek adına neler yapılabilir? Her şeyin modernizme ve batılılaşmaya kurban edildiği günümüzde hayatı anlamlandırabilmek için bu değerli insanları daha çok gözümüzün önüne getirmek zorundayız sanırım…

Bu neslin bereketi ihlâs ve samimiyetlerinden kaynaklanıyor. İhlâs bütün engelleri aşar. Tevazu bütün mâniaları eritir. Allah için iş yapmak bütün kapıları açar. Kutuz Hoca’nın nesli bana her zaman Yasin suresinin 21. Ayetini hatırlatmıştır; “Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun..” Kapitalizm her şeyimizi altüst ettiği için bu insanların adeta “meydan okuma”ları çok önemli. Madde ve menfaat tuzağına düşmeyen insanlara ihtiyaç vardır. Peygamberin ahlakını okuyup öğrenmek yetmez aynı zamanda yaşamak gerekir. Kâmil insanların hayatları da böyledir. Tanımak, anlamak ve yaşamak. Bunun için nefis terbiyesi gerekir. Güzel insanların hatıralarını “tatlı bir hatıra” olarak okur bırakırsak yanlış yaparız. Onların “büyüklük”lerini alıp yaşamalıyız. Yaşamaya gayret etmeliyiz. Onların sergilediği ahlaki değerleri benimseyip zenginleştirmeliyiz. Hatta daha iyilerini yapmalıyız. Çünkü hayırda yarışmak esastır. Kutuz Hoca gibi örnekleri çoğaltamazsak “insan insanın kurdu” olur. Dünya çekilmez olur.

Son olarak söylemek istediklerinizi alabilir miyiz Hocam?

Kutuz Hoca HAY zikri çekerek nefeslerini tamamladı. Özellikle talebelerinin arzusu üzerine naa’şını Güneyce’ye götürdük. Haberin duyulduğu ilk günden bu yana gerek cenazeye iştirak ederek gerekse telefon ve medya yoluyla rahmet ve sabır dileklerinde bulunan bütün dostlarımıza teşekkür ederiz.

 

Kutuz Hoca’nın Vefatına Tarih:

Asra yaklaşan bir ömür Hay

Hizmetle dolan bir ömür Hay

Vefatına düşen tarih bu:

“HAFIZ MEHMED KARA HAY YÂ HAY”

1433

 

Yunus Emre Altuntaş

Yeni Dünya Dergisi, Ocak 2012

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Özel Röportaj kategorisine ait diğer haberler
 00:25  Din mütedeyyin meselesi değildir
 11:00  Kutuz Hoca’nın ardından…
 11:34  Çakma profiller masal kahramanımız oldu
 09:08  Malezya’da eğitim seferberliği
 13:31  Atina'ya cami yakışır
 10:30  Es’ad unuttu Erbil’i Kabe’yi
 13:41  Hayat dostlarla güzel
 23:04  Heyecanımız var! İdeallerimiz var!
 22:24  Gelenek olmadan yeni de olmaz
 09:03  Zuhurata tabi ol hayatını yaşa

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Mürşid Bir Rol Modeldir
     ÖZEL HABER
Denize Sevdalanan Şair!
     ÖZEL RÖPORTAJ
Din mütedeyyin meselesi değildir
     KİTAP KÜLTÜR
Tasavvufa Nasıl Girilir
     DERGİ KÜLTÜR
Yazık Oldu Medreselere
     Videolardan
Zikir
Neşet Ertaş
Erkan OĞUR
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat