Anasayfa - Künye - Haber Gönder - Reklam - İletişim  Giriş Sayfam YapRSS/XML
 
     Çok Okunanlar
     Son yorumlananlar
mehmet;
o kadar da mizah hakkımız olmasın mı:)

Ali Haydar Beşer;
Başlık hatalı olmuş. İçerikten ve fotoğraftan belli, ama yine de başlık hatalı. Yani yıkılan İst

enes;
ödevim vardı çok işe yaradı saolun bu siteyi herkese tavsiye edecem.com

yılmaz altunöz;
sergül hanım ihlas kokan yazılarınız, ufuk açıyor devamını dileriz...

Ahmet Şevki Şakalar;
Kahramanmaraş'ımızın edebiyatla anılması ne güzeldir.Güzel adamları şehrimizde ağırlamaktan memn

Metin doğdu;
Kimsenin kimseyi yücelttiğine mı bakıyoruz.bunlar çok üzücü olaylar bir kere engin noyan ve Mustafa

mehmet;
Zamana yeni düşmeyi geçtim TDK'nın sözlüğünde bulamadım kimisini.

bünyamin;
haznevi benimiçin en büyük tarikat bu yüzden muhammed mutaya selam söyller ellerinden öperim

sır;
eyvallah... böyle düşünenlerin olduğunu görmek sevindirdi beni, yalnız olmadığımızı hissettik. R

şeyma betül;
Bursa'da kitaba sığınanlara selam olsun,yolları açık olsun...

     Foto Galeri
Yusuf Dursun Özel Programı
Yenidünya Kutlu Doğum
2011 Yılı TYB Ödülleri
     ANKET
Sitelerdeki anketlerin herhangi bir konuda gerçeği yansıtacağına inanıyor musunuz?
Hayır (51 %)
Evet (10 %)
Biraz (8 %)
Bazen (5 %)
Siteye göre değişir (23 %)
 
    Anasayfa | Gezi Kültür  
Bugün ben bir güzel gördüm!
Bugün ben bir güzel gördüm!
07 Şubat 2010 - 15:37:53
Belki kendime rastlarım diye kutsal beldelere sığınmaktı niyyetim. Mevsim yazdı, hava ılıktı, aylar üç aylardı.

 

 

Bugün ben bir güzel gördüm

Bakar cennet sarayından
Kamaştı gözümün nuru

Onun hüsnü cemalinden

 

Belki kendime rastlarım diye kutsal beldelere sığınmaktı niyyetim.

Mevsim yazdı, hava ılıktı, aylar üç aylardı.

Ne çok kapı vardı kendimle aramda açılmadık.

Aramakla bulunmayacağını bildiğim bir şeyi arıyordum.

Çaresizliğin son sınırındaydım.

Yanlış bir şey söylememek için dilim hep denenmiş doğruları tekrarlıyordu.

Dileyen Hakkı buldu/ Dilemeyen bulsun mu?

Ne zaman ki hesaplardan soyunup

içimin sonsuz ormanına doğru yürüsem,

Ne zaman ki özge dünyalar arasam sonsuzluk haritasında

acılarımın parmağını koyarak,

Ne zaman ki sığmasam aklımın Babil’ine

ve özlesem gönlümün Kudüs’ünü, Mekkesini Medinesini,

Ve ne zaman topraklanmak istesem,

sıfırlanmak içimdeki kara deliklerden

aynasında yıkanacağım, kendimi gözlerinde seyredeceğim biri çıkıyordu karşıma.

 

Bir hayâl gibiydi:

Bahçanın kapısın açtım

Sanırsın cennete düştüm
Sevdim coştum helâllaştım

Bûse aldım yanağından

 

Ne zaman ki artsa hayretim ve tükense takatim de döne döne,  

Dokunsam, “bana benden haber ver” diye yerlerin ve göklerin ka’besinin kara örtüsüne,

Meteorların en kıymetlisine yüz sürsem gecenin derinliklerinde,

“Ne kadar da derin âlemi sarmalayan aşk;

Ne kadar karanlık ve ne kadar da aydınlık.

Onu tek başıma kucaklayamam. Onu birlikte kucaklayacağım,

bana benden haber verecek, bana beni anlatacak birini gönder bana ey en şah damarımdaki Habîr! Ey kaderimin usta yazıcısı! Ey sırrımdaki Hafî!”

diye duaya dursam, hep aynı şey oluyordu.

O biri, beni gözlerinin ummanına çekiyordu ansızın… Yine aynı şey olmuştu işte.

 

Mekân vahyin kalbi, zaman şabandan önceki bir ay, mahal, makam-ı İbrahim idi.

Göklere bir incizab rengi hakimdi.

Çekinmiyordum çekilmekten ama bu çekiliş başkaydı. Buraya nasıl gelmiştim.

Ben mi istemiştim gelmeyi, yoksa o mu çekmişti beni kendine.

Sanki bütün hayatım gözlerimden soruluyordu.

 

Gülümsedi. “Tek başıma yapamam, demiştin ya” Bunun için burdayım!

Doğruydu, bunu defalarca söylemiştim mübarek bir beldeye her gidişimde.

“Beni tanıdım mı?” diye sordu.

 

“Onlar”a benziyorsunuz! dedim;

kıtlık avcılarından kaçıp kendimi ne zaman okyanusun engin sularına bıraksam 

ve tutunmasam önden ve arkadan gelen hiçbir şeye,

akıntının beni yanına getirdiği o “bolluk savunucuları”na!...

Ama sizde başka bir şey var.

Duruşunuz, bakışınız, gülümseyişiniz; Gözleriniz çok başka!

 

“Onlar umumiydi, ben hususiyim…

Uzun zamandır beni çağırmanı bekliyordum.

Sana seni anlatmaya geldim.”

 

Yine benim cümlelerimle konuşuyordu.

Henüz yolun en başındayken, hiç bir taahhütte bulunmamışken henüz,

tam da altın oluğun karşısındayken, en son söyleneceği en evvvel söylemeliydim.

Şimdi söylemezsem, belki de hiç söyleyemeyebilirdim.

 

Şartlarım var benim, bunu size peşin peşin söylemeliyim:

“Sizin aynanızda kendimi görmeliyim ilkin.  

Sizde hayran olmayım kendime önce.

Kayadan ırmaklar akıtmanızı istiyorum.

Bilirsiniz, hiçbir şey temizleyici ve ağartıcı değil gözyaşından fazla.

 

Benimle ağladığınızı duymak istiyorum sonra.

Ağlayın ki nasıl ağlanırmış öğreneyim.

Kalbinizin ….âhhh deyişini duymama izin verin.

İzin verin yüreğinize tutunmama.

Bağım yok hayatın hakikatiyle. İzin verin, dokunayım ben de aşkınızın ipekten kanadına.

 

Daraldım darlıklardan. Bana sonsuzluğu hatırlatacak bir şeyler söyleyin!

Deyin ki “Bu varlıklar bütün zillet, karşımda bir büyük zulmet”

Söyleyin ki  inancım pekişsin varlığıma

ve varlığınıza ve herşeyden mutlak olanın varlığına.

Ve ondan gayrı herşeyin masalsı yokluğuna!

Deyin ki “Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecelli ede hak…”

Deyin ki “Sen seni terk edegör tâ bulasın kim sen anı…”

 

“Söyleten mi yok cihanda, bilmezem söyler mi yok”

Nasıl da dökülüyordu kelimeler dilimden pervasızca.

Behey Yunus sana söyleme derler/ Ya ben öleyim mi söylemeyince…

 

Konuştukça içimdeki kapılar bir bir açılıyor ve o bana doğru usulca

yaklaşıyor da yaklaşıyordu.

 

Salındı bahçaya girdi

Çiçekler selâma durdu
Mor menekşe boyun eğdi

Gül kızardı hicabından

 

Sanki bütün söylediklerimi ve henüz söylemediklerimi

ve hiç söylemeyceklerimi biliyor gibi gülümsedi.

 

“Senin kendin için istediğin, benim senin için istediğimdir. Rahat ol!

Yağmur karşılıklı yağar! Sevgi büyükten iner.

Kabûl edilmeyecek dua ettirilmez!

Ve başını hafif önüne eğerek soruyordu:

“Hiç tuzsuz taş yaladın mı?”

Bu Yunus'a dediler/ Artık-eksik söyleme
Ya niçin söylemesin/ Tutuşup da yansın mı

Yanmamak için doğru yanlış derdimi söylemeliydim:

“Sonsuz ve gerçek ve mutlak olanın, çok sancılı ve uzun bir yoldan geçerek bulunabileceğini biliyorum. Her şeye razıyım, yeter ki

güzelliğinizin alışıldık bir şeye dönüşmesine izin vermeyin.

 

Hep yanlış kalelerin burcuna bayrak çektim ben.

Tükenmemek için size dokunmama izin verin. İzin verin elimin elinize yaslanmasına.

Gülümsedi ve şöyle dedi:

“Cânını terk itmeyen cânâna olmaz âşinâ
Yanmayınca şem’ ile pervâne olmaz âşinâ”

Bana ilk defa şiir diliyle sesleniyordu.

Çok heyecanlanmıştım.

 

“Mürşid fıtratı bozmayan kişidir” dedi gülümseyerek.

“Ben ben … yanmaya çoktan hazırım aşkınızın şem’ine.

Yeter ki ümitsiz olmasın aşk!

 

Ne güzel tarif etmişti aşkı, tadanlar…:

“Muhabbeti bil ne iştir/ Bir can bir canı seviştir

 Arş u kürsîden geniştir/Ülfet elinin ayası”

 

Bahçanın kapısı güldür

Dalında öten bülbüldür
Emrah da bir edna kuldur

Bağışla geç günahından!..

 

Ve siz bana beni  söyleseniz bir daha daha…

Ve bir rüya olmasa bu kutlu yolculuk…



MAHMUT SALİH / WWW.HABERKULTUR.NET

 

 

 

Paylaş
 

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Gezi Kültür kategorisine ait diğer haberler
 10:14  Kable’r-refik ayne’t-tarik
 17:04  Derebağın suyu başka!
 12:53  Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
 08:29  Medinem beni kabul eder mi?
 17:21  Yahyalı'da bir şelale
 17:23  Kırılmış bir vatanın gözyaşları
 15:05  Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
 14:56  Daha gezecek çok yer var!
 19:08  Şehirler onarır bizi!
 23:38  Abdulhamit'in sırları burada!

     NE VAR NE YOK







     SORU - CEVAP
Neyin sırrı nedir?
     ÖZEL HABER
Maraş'ta Üstad Sempozyumu
     ÖZEL RÖPORTAJ
Nefs hırsız gibidir
     KİTAP KÜLTÜR
Ateşi Uyandıran Şiirler
     DERGİ KÜLTÜR
Yeni Dünya'dan Tekkeler Özel
     Videolardan
Nezih Uzel Salavat
Nezih Uzel TVNET
Zikir
  Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılması yasaktır.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Mehmet Akif KARDEŞ

Kültür,Sanat Edebiyat